Hayatımda her zaman birilerini sevdim. Ama onlar beni sevmediler maalesef. Her şey uzaktayken güzel. Yakına gelince, yüz yüze görüşünce yani, işler biraz değişiyor. Tam böyle düşündüğüm anda biriyle tanışmıştım ama o da bana göre biri değildi maalesef.
Bu zamana kadar hep birilerinin peşinden koşup yalnız kalmıştım. Şimdi diyebilirsiniz, bulmuşsun işte daha ne istiyorsun diye. Ama inanın öyle değildi. Ben benim fikirlerime, görüşlerime saygı duymayan biriyle birlikte olamam. Bu sevgi değil bence, başka bir şey. Bir arayış belki de bilmiyorum.
O yüzden bitti mesela. Sanki hayatıma hiç girmemiş gibi sanki o bir kaç ayı hiç yaşamamışız gibi. Artık o da 'engellediğin kişiler' listesinde. Ve hep orada kalsın mümkünse.
Bu kısa ve öz ilişkimden de bahsettiğime göre asıl konuya gelebilirim bence.
Biliyorum daha çok gencim ve çok da fazla bir şey yaşamadım. Ama erkeklerden hoşlanmaya başladığım andan itibaren ele alırsak konuyu, ben hayatımda hiç böyle hissetmemiştim.
Ben hiçbir zaman birinin gözlerine baktığım anı, tarihi saati dakikasını, kaydetmemiştim. Ben hiçbir zaman kimse için bu kadar delirmemiştim. O kadar garip bir duygu ki, kızıyorum çok sinirleniyorum uzun bir süre onu görmek istemiyorum diyorum kendi kendime. Kendimi de alıştırıyorum bu fikre. Ama ben ne zaman böyle düşünsem mutlaka bir şey oluyor. Bana kendini hatırlatacak bir şey yapıyor. Ve ben ne kadar sinirli olsam da yüzümdeki o aptal gülümsemeyi silip atamıyorum ve her şey başa dönüyor.
Ben, bu adamın ellerini unutamıyorum. Avuç içlerini unutamıyorum. Yüzümü tuttuğu an kalbimin nasıl çarptığını ve heyecandan ne kadar salak hareketler yaptığımı unutamıyorum.
İlk tanıştığımız anı unutamıyorum. Bana doğru kollarını açarak gelişini, sarılmasını, elimden tutup beni götürmesini, göz kırpmasını... Unutamıyorum. Onu aylarca göremediğim zaman çektiğim ızdırabı unutamıyorum. Ve şu anda da çok özlüyorum. Sesini duymak istiyorum. İsmimi sadece onun ağzından duymak istiyorum, onun sesinden. Çünkü onun sesi, dünyada duyduğum en güzel ses. Güçlü, pürüzsüz, kendi gibi muhteşem...
Çok düşünüyorum. Ona verdiğim değerin en ufak bir zerresini bile görmüyorum ondan. Onun etrafı kalabalık, beni fark etmesinin imkanı yok. Onun sorunları daha önemli, benimkilerin dinlenmesine bile gerek yok çünkü iki dakikada halledilebilecek sorunlar. Aşk zaten sorun bile değil ki şu ülkenin haline bak. Ona göre ben böyleyim işte. Özel okulda okuyan derdi tasası basit şeyler olan ama bunları gözünde büyütmeyi seven bir kızım. Ondan yaşça küçüğüm ve o benden daha çok şey bilirken benim yorum yapmak ne haddime? Yorum yapsam bile dinler gibi yapar ama aslında dinlemez çünkü o koskoca bir adam. Onun dertleri var onun işleri var onun sıkıntıları var onun dedikleri önemli onun söyledikleri yapılmalı o ne derse o olmalı.
Bakın şu kadarcık paragrafta en ufak bir değer verme görüyor musunuz? Ben göremiyorum. Yoksa ben mi kör oldum? Ya da ben mi her şeyi bu kadar büyütüyorum gözümde?
Ben onun her hareketini salise salise kaydederken beynime, onun benden bihaber olması beni o kadar üzüyor ki, kalbimi göğsümden çıkarıp klozete atıp sifonu çekseniz yeterli.
Belki de biraz uzaklaşmam lazım her şeyden, herkesten. Ama nereye gidebilirim ki? Nereye gitsem yanımda gelecek biliyorum. Çünkü beynime öyle bir işledi ki, çıkmıyor. Ondan uzaklaşıyorum gittiğim yerde mutsuz oluyorum çünkü onu deli gibi özlüyorum. Ona yakın olsam yine özlüyorum ama bu sefer beni mutsuz eden ona olan özlemim değil gerçekten bana hiç değer vermediğini görmem oluyor...
21 Kasım 2015 saat tam 15.33 ilk kez yüz yüze tanışmamızın üstünden tam 8 ay 5 gün geçmiş. Koskoca 8 ay. O günden sonra 4 Nisan 2016 saat tam 22.03'te saçma sapan yalanlar uydurup sırf bir fotoğrafımız daha olsun diye nasıl çırpınmıştım. Israrla arkadaşının fotoğrafını çekmemi istemişti ve bende ısrarla onun fotoğrafını çekmek istediğimi söylemiştim. Eh sonunda da bizimde birlikte bir fotoğrafımız olurdu değil mi? E oldu da zaten. Şimdi de işte böyle o fotoğraflara bakıp bakıp içerliyorum. Bir daha o anı tekrar yaşayamayacak olmak ama yine de anı sonsuza kadar hatırlamak için fotoğraf çekmek çok acı bir durum değil mi? İnsanın kendi kendine mutsuz etme çabalarından biri bence. Ama yine de yapıyoruz başka şansımız yok. Yanımızda olmasını istediğimiz insanlar yanımızda olmuyorsa, bir fotoğraf karesine bakıp bakıp iç çekiyoruz. Başka ne yapabiliriz ki?
O akşam, 4 Nisan akşamı, ilk defa aynı masada oturup sohbet ettik onunla. Elimi tuttu. Sigara içtik beraber. Bira içtik. O gün kendine iyi bak dedi ben giderken. O an tekrar dönüp ona sarılmak istedim ama yapamadım. İşte bunu demeye çalışıyorum anladınız mı? Hep bir yanım yarım kalacak. Hep söyleyemediklerim içimde kalacak, yapmak isteyip de yapamadıklarım kalbime batacak. Bu sızıdan kurtulmanın bir yolu yok mu?
28 Nisan 2016 saat 17.00 geldi beni görmedi sonra tekrar arkadaşlarının yanına geldiğinde beni gördü ve yanıma geldi. Ben yerimden kalkamadım tökezledim. Sonra kalktığım an yüzümü tuttu yanağımdan öptü ben ona sarılmaya çalıştım ellerim salak salak garip bir şekilde kaldı. Sonra sarıldım ama yani sarılmasam olmazdı değil mi? Ders çalışma bahanesiyle gelmiştim o gün oraya. Ders falan çalışmadım tabii ki, onun gelmesini bekledim. Sonra o geldi, güneş açtı hava güzelleşti her şey muhteşem görünmeye başladı gözüme. O benim güneşimdi sanırım. Belki de bu yüzden ona bu kadar bağlıyım.
Sonra o gün ben giderken, gidiyor musun dedi bana kusura bakma yanına gelemedim, önemli değil dedim. Sonra biraz daha ayaküstü konuştuk. Sonra yanağımı sıktı. Gülümsedi. Dudaklarında kaybediyorum kendimi. Baktıkça kendimden geçiyorum. Keşke hep konuşsa keşke hep gülümsese ve keşke hep bana öyle baksa... Sonra sarıldı bana birden, cansın dedi, o an hissettiklerimi size anlatamam hiç kimseye anlatamam sanırım çünkü onları anlatabileceğim kelimeyi bulamıyorum. Ben bunları düşünürken biraz sessizlik oldu ve, sende, diyebildim sadece ona cevap olarak. Sonra da gittim. Genelde onun yanından ayrılırken arkama bakmıyorum hiç çünkü bakarsam geri dönmekten korkuyorum. Geri dönüp her şeyi belli edip rezil olmaktan korkuyorum. Rezil olmak? Evet bildiğiniz rezil olmak. Adam benim için öyle şeyler düşünmezken benim böyle düşünüyor olmam bence rezil olmam için en iyi neden. Zaten yanında heyecanlandığım için sürekli rezil oluyorum aslında bundan daha kötüsü olamaz bence.
7 Haziran 2016 saat tam 19.05 Bütün gün beraber oturduk sohbet ettik. Kahve yaptım ona. Evde kalmazsın sen dedi. Hayatımda sen olmayacaksan ben çoktan evde kaldım be canım diyemedim tabi. Gönül razı ama dil çaresiz işte ne yapacaksın? O günde bir fotoğrafımız oldu. Onunla çektiğim bütün fotoğrafları tek tek bastırıp bir defterde biriktiriyorum. Bir de duvarıma asıyorum. Geceleri korkuyla uyanıp onu gördüğümde sakinleşiyorum. Bazen bana iyi geldiği de oluyor allah için. Yine o günde çok güzeldi yanımda oturdu, deli gerçekten deli, swarm'dan beni ekledi check-in yapacakmışım bundan sonra oraya her gittiğimde. Tamam yaparım dedim. Yüzümü gülümsetebilen tek varlık bu aralar kendileri, tabi her ne kadar farkında olmasa da.
14 Haziran 2016 saat 19.00 Arkadaşlarıyla önümdeki masada oturuyordu ve yanına beni de çağırdı. Gittim yanına oturdum. Beni tanıştırdı arkadaşlarıyla, ismimi söylediğinde böyle kalbim sanki bir çikolata şelalesine dönüşüyor. Sizde de oluyor mu öyle? O gün de arkadaşları falan sohbet ettik güzeldi. Sonra onlar gitti biz ikimiz kaldık masada. İkimiz konuştuk sonra başkaları geldi falan. Böyle yazınca çok basit tabi, yani tamam alt tarafı sohbet etmek basit evet ama benim için öyle değil. Benim şu an onunla böyle karşılıklı sohbet ediyor olabilmem, istediğim zaman whatsapp'a girip ona mesaj atıyor olabilmem normal değil benim için anladınız mı? Çünkü ben onunla sadece tanışabilme hayalini kuruyordum. Bu çok fazlası çok çok fazlası anlatabiliyor muyum? O yüzden bazen sanki bir rüyadaymışım gibi hissediyorum.
15 Haziran 2016 saat 18.30 beraber tablo asıp mekanın görüntüsünde değişiklikler yaptık ben sipariş falan aldım. E ama bana hep diyor ki ablası da kendisi de burası senin de yerin. O zaman bende sipariş de alırım tablo da asarım di mi?
Ve işte 15 Haziran'dan sonra onu bir daha görmedim. Çünkü ben gittiğimde o yoktu e şimdi de ben yokum orada değilim. Yani tam olarak 41 gündür onu görmüyorum ve ciğerim soldu özlemden.
Şimdi anladınız mı ne demek istediğimi? Bana baktığı anı bile kaydediyorum derken ne demek istediğimi anladınız mı? Ben böyle biri değildim. Beni hayatımda hiç kimse bu kadar delirtmemişti ve ben hiçbir zaman böyle hissetmemiştim.
Biz büyüdükçe düşüncelerimiz de değişiyor. Ve şu anda benim hissettiklerimi hafife alan etrafımdaki insanlar bir gün neyin ne olduğunu görecekler. Buna da adım gibi eminim.
Sahiden iyi mi hayat?
Lady,
xoxo
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder