6 Aralık 2015 Pazar

hani zaman her şeye ilaçtı?

Zamanla geçer dedikleri şey koca bir yalan arkadaşlar. Zamanla falan geçtiği yok hiçbir şeyin. Aksine daha kötü oluyoruz. İçimiz acıyor daha çok daha çok ve daha çok. Hiçbir zaman iyileşemiyoruz. İyileşemeyeceğiz. Kalbimizdeki o ağrı hiçbir zaman geçmeyecek. Biz hep özlemeye devam edeceğiz.

Sarılmak bir ihtiyaçtır. Bir anda herhangi bir zamanda canının acısını dindirmesi için birine sarılma ihtiyacı duyarsın. Öyle bir andır ki o, yanında sarılmasını istediğin insan yoktur ve sen ne yapacağını bilemezsin. İçin daha çok acır. Gözlerinden yaşlar yavaş yavaş akmaya başlar ama ağlamak istemezsin. Çünkü bilirsin ki, o kişi hiçbir zaman senin yanında olmayacak. O senin olmayacak.

Ama bir kere sarılınca insan, alışkanlıkta oluyor sanırım, hep sarılsın istiyorsun. Ve her gün sırf onu görmek için oradan oraya gidiyorsun. Sırf sana sarılsın, sesini bir kere bile olsa duy diye.

Bu hayatta bu kadar çok sevmeyeceksiniz arkadaşlar. Sonra yalnız kalırsınız ömür boyu.


insan yalnız kalamaz, yapamaz.

Çok sevdim be. Ta kalbimin en derininden sevdim. İçim acıya acıya, içim yana yana sevdim. Olmayacağını bile bile sevdim. Çok sevdim hemde. Hala da seviyorum.



hani zaman her şeye ilaç ya,
yalanmış
hani aşklar hep gelir geçer ya,
kalırmış.

xoxo,
lady


29 Kasım 2015 Pazar

İnsan dönüp dolaşıp yine aynı yere geliyor işte. Ne yaşarsan yaşa, tek bir şeye geri dönüyorsun. Hayatında olmasını istediğin asıl kişiye, asıl şeye, o şey her neyse ona...

Çok şey yaşadım bu bir ayda. Hayatıma biri girdi, sonra en büyük kötülüğü yapıp çıktı. Edindiğim tecrübeyle size şunu söyleyebilirim ki; seni üzmem diyen herkes üzüyor arkadaşlar. Kesin bilgi yayalım.

Seni üzmem, seni asla ağlatmam, ne olursa olsun yanındayım dedi ve gitti. Bir anda çekti gitti. Hemde ben onun için denizleri aşmışken, sırf onu görmek için onun yaşadığı şehre gitmişken. Ama o ne yaptı? Daha ben oradayken olmaz dedi, yapamayız biz. Bir şey hissetmedim dedi. İnsan alçak olmayagörsün, hemen belli ediyor kendini. Onca güzel söz onca anı onca hatıra bir anda yok oldu gitti. Günlerimi ağlayarak geçirdim. Üzüldüğüm için değil, sinirimden ağladım. Gerçekten. Üzülmedim. Değmez çünkü neden üzüleyim öyle biri için. İyi de oldu çünkü araya mesafeler girince bir ilişki ilişkilikten çıkar. Farklı şehirlerde ilişki yaşanmaz. Olmaz yani. Ama kandırıldım gibi hissettim. Sinirlendim, kızdım. Sinirimi yaşlarımı akıtarak çıkardım vücudumdan. Çünkü başka türlü nasıl atacaktım?

O dönemde Bay Hacker'a dair tek bir düşünce yoktu kafamda, unutturmuştu bana allahsız. Ama gel gör ki öldürmeyen allah öldürmüyor arkadaşlar. Yine Bay Hacker hayatıma girdi. Aslında, yani nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama, dur bi deniyim.

Bazı insanlar vardır. Çok seversiniz. Ölürsünüz böyle sevginizden. İçiniz yanar kalbiniz acır ama olsun dersiniz. Kalbimin acısı onun gerçek olduğunu gösteriyor bana. Olsun. Acısın. Bunu öyle herkese hissedemezsiniz arkadaşlar. Bir kişiye hissedersiniz. O kişide sizin için dünyada tek olur işte. En önemsediğiniz insan olur. Onunla bir şey olmayacağını bilseniz de içinizden söküp atamazsınız. Her gördüğünüzde, adı herhangi bi yerde geçtiğinde ya da onunla ilgili bir şey gördüğünüzde kalbiniz çarpıyorsa kalbinizin en derinine saklamışsınız demektir.

Yazının başında dedim ya insan dönüp dolaşıp yine aynı yere geliyor diye. Öyle. Onca şey yaşadım şu kısacık zamanda, bir çok insanla tanıştım. Ama döndüm yine aynı kişiye takıldım. Yine aynı kişiyi görünce kalbim deli gibi çarptı. Yine aynı kişiyi görünce dizlerim titredi. Yine aynı kişiyi görünce heyecandan adımı bile unuttum.

Bana sarılınca ne hissettim biliyor musunuz?

Sanki o an dünya yansa bana bir şey olmayacakmış gibiydi. Kendimi o kadar güvende hissettim ki, o yanımdayken başıma bir şey gelmezmiş gibi sanki.

Elimi tuttuğunda, elektrik çarpmışa döndüm. Heyecandan konuşamadım. Gözlerimin içine baktığında, göz kırptığında, harika harika gülümsediğinde... Nefes almayı unuttum arkadaşlar. Ben benden geçtim. Kendimi kaybettim.


İşte böyle hisleri sadece bir kişiye hissedebilirsiniz. Bir şey olmaz aramızda biliyorum ama ona o kadar değer veriyorum ki kelimelerle bile anlatamam. Anlayamazsınız arkadaşlar. Anlatılamaz.


Yine başa döndüm. Yine aynı yerdeyim. Ama bu sefer yazınki umutsuzluğum, göremeyeceğim korkusu yok. Bu sefer biraz daha iyiyim. Onun yanındayken o böyle yakınımdayken ve gözlerimin içine bakıp beni dinlerken çok mutlu hissediyorum kendimi. Bu bile yeter bana.

Ha bir de,

hayalimdi, bir fotoğrafımız olsun istiyordum hep.

Sonunda oldu. Utanmasam bütün türkiyedeki billboardlara koydurucam resmi ama daha o kadar delirmedim merak etmeyin.



xoxo,
lady

5 Kasım 2015 Perşembe

Aklımdan çıkaramıyorum.

Çok şey değişti. Biriyle konuşuyorum. İyi gibi de gidiyor. Ama yok. Bay Hacker'ı aklımdan çıkaramıyorum bir türlü. Neden bilmiyorum ama hala onunla ilgili bir şey gördüğümde kalbim sızlıyor. Sanki şu an görüştüğüm kişiyle görüşerek ona ihanet ediyormuşum gibi hissediyorum. İçim acıyor. Ben Bay Hacker'dan kurtulamıyorum.

Çok seviyorum. Şu an görüştüğüm insandan daha çok seviyorum. Ben Bay Hacker'ı çok seviyorum. Hiç tanışamasanız da böyle kendinize yakın hissedersiniz ya hani, öyle bir his işte. Hiç tanışmadan bağlandım ben ona. Ve içimde tuttukça daha kötü oluyorum. İstemiyorum sanırım kimseyle görüşmek. Ben sadece Bay Hacker'ı istiyorum. Onun yanında olmak, onunla olmak. Of olmayacak bir hayal biliyorum ama elimde değil. Aşık oldum ben o adama.

Yapamıyorum, onu düşünmeden yapamıyorum. Ben şu an görüştüğüm kişiyle istediğim kadar güzel konuşayım, Bay Hacker'ı düşünmeden edemiyorum. Onsuz yapamam. Bay Hacker olmadan nefes alamam. 

Benim kafam çok karışık 

Benim içim de dışım da karışık. 

Ben artık ne yapacağımı bilmiyorum.


Ben sadece Bay Hacker'ı seviyorum.


18 Eylül 2015 Cuma


song

Yanımızda olmasını istediğimiz insanlar var, kabul edelim. Bazen inkar etsek de "ulan gel işte, yanımda otur, gözlerimin içine bi bak" demek istediğimiz insanlar var.

Onlar yanımızda değilken, şu anda yanımızda olanlara katlanamıyoruz bazen, kabul edelim. Yanımızda olanlar aslında ne kadar da şanslılar ama farkında değiller. Bazen şey demek istiyorum: "Seni seçtim pikaçu, allah belamı verdi ama maalesef seni seçtim. Keşke seçmeseydim. Yanımdasın, şanslısın o yüzden sus da otur."

Ama maalesef diyemiyoruz, çünkü neden? Kaybetmekten korkuyoruz. Onlarda giderse yalnız kalıcaz çünkü. Yalnız kalmaktan korktuğumuz için içimizden gelerek yaşayamıyoruz. Halbuki yalnızlık dediğin nedir ki? Alışırsın elbet bi zaman sonra. Ama yok, illa yanımızda birileri olucak ve illa bizi sevdiğini gösterecek.

Ama en kötüsü de ne biliyor musunuz? Yanımızdaki insanlar bizi sevdikleri için yanımızda değiller. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Biliyoruz ama söylemiyoruz. Salağa yatıyoruz.




Gözlerimden tutun da, ciğerime kadar kırgınım.

Dün gece rüyamda gördüm onu. Yüzü yine her rüyada olduğu gibiydi, 'belirsiz'. Korktum, uyandığımda bir daha yüzünü göremeyeceğim diye, yüzünü unutacağım diye korktum. İnanın bana yüzünü unutacak olmanın düşüncesi bile beni sürüklüyor bir bataklığa. Ve biraz daha düşününce ben o bataklıktan ömrümce çıkamıyorum. Benim onun yüzünü görmem gerek. Anlayabiliyor musunuz? Benim onu hemen görmem gerek.

Bir fotoğrafla karşı karşıya kalmanın ne demek olduğunu öğreneli çok uzun zaman olmadı doğrusu. Çaresizce bir fotoğrafa bakakalmak bana hüznün bir diğer anlamını öğretmiş gibiydi sanki. Cansız bir fotoğraftı neticede. Lakin, bir şey vardı, bir şey. Biraz bulanınca gözler, canlanıyordu fotoğraf. İnanmayacaksınız biliyorum fakat ne zaman ağlayarak baksam o fotoğrafa sanki o da benimle ağlıyormuş gibi geliyordu bana. Niye böyle bir yanılgıya düşmüştüm bunca zaman bilmiyorum. Ağlamadan bakınca fotoğrafa gülümsüyorum hafifçe. Fotoğrafı ağlamıyor çünkü. Ya da ağlamak için beni bekliyor. Ya da ben hafiften deliriyorum. Hangisi daha yakın bilmiyorum bulunduğum duruma. Ama inanın o öylece bir fotoğraf değil. O fotoğraf şuramı her akşamüstü yakan bir fotoğraf.

Göğsümü darlıyor yokluğu.

İçimize ata ata, derin bir nefes alacak yer kalmadı be. Öldük yeter.


Canım Frida demiş ki; "Bütün bedenler çürüyor aslında Diego'm. Eskiyor bütün bedenler. Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden. Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var."


Frida Kahlo'yu bu yüzden severim ben. Acı çekmiş, ama yine de vazgeçmemiş hiçbir zaman. Kadının gücünü her zaman göstermiş yüce bir kadındır o. Aynı zamanda komünist aynı zamanda aşık.


Ve unutmayın;

Hayat, aldığımız nefeslerin toplamı değil,
nefesimizi kesen anların toplamıdır.



Lady,
xoxo

14 Eylül 2015 Pazartesi



Kadın, 
hiç olmayan bir adamı bekledi.
Günlerce,
aylarca.


Kızın delisi makbuldür. Deli gibi seveni, deli gibi ağlayanı, deli gibi bekleyeni. Asla vazgeçmeyeni.



Sen de ya gel, ya da çık git içimden be adam. Beni düşünmeyen beyin hücrelerin yansın be. Yeter artık.

Gelecek diye bir şey yok. Gelmeyecek olan ne varsa, onu sevdim ben. Öylece ona dokunmak varken, öylece dibine sokulmak varken ben burada tekli koltuğumda oturmuş bu yazıyı yazıyorum. Bakın bu dramdır.

Affetmeyin. Sizi sabaha kadar uykusuz bırakıp, sizi düşünmeden hayatlarına devam eden insanları, affetmeyin. Üzülmesine dayanamadığım insanın canı yansın istedim ben. Beni nasıl yaktıysa o da öyle yansın. Bir gece yarısı içi sızlasın istedim.

Hiç sevmedi ulan, ben size bunun izahını nasıl yapayım?

Olur da gelmezse, ölür de karşılaşamazsak, bil, çok sevdim seni adam. Yoruldum artık, her bir hareketinden anlam çıkarmaya çalışmaktan, yüreğimin her seferinde ağzıma gelmesinden yoruldum. Nerede olursam olayım, seni hissediyorum adam. Gölgeni görsem sarılacak gibiyim. O kadar çok özledim ki, tüm dünyaya sarılır gibi sarılmak istiyorum sana.

Fotoğrafa bakıp ağlamak diye bir şey var. Belki de özlemlerin en büyüğü. Ve sarıldığını hayal etmek var bir de. Gözlerini kapatıp düşünürsün, garip bir mutluluk.

Öyle içten, öyle masum seviyorum ki onu. Ah bir bilse gecelerimi, ah bir görse adı geçtiğinde gözlerime yansıyan mutluluğumu. Adı geçiyor bir yerde, sonra o nefes darlığı. Hiç vazgeçmeyeceğim, adına gülümsemekten. O bir kere gülüyor, benim bin kere aklıma geliyor.

Canımın içi yani bu adam, daha ne söyleyeyim.





Lady öper,
xoxo


 
 
 

10 Eylül 2015 Perşembe

Diyelim ki affettim, hakkımı da helal ettim; Allah belanı vermeyecek mi sanıyorsun?

Selam

Caton'un bir sözü var: Lacrimis struit insidias cum femina plorat.

Yani diyor ki; "Kadın ağlarken, gözyaşlarıyla intikam planı hazırlar."

Yani kadınları hafife almayın beyler.


Ağlıyorum içim yanıyor ölüyorum sanıyorum her seferinde. Şuramda bir delik açıldı ve gün geçtikçe de büyümeye devam ediyor.

Öyle uzaktan seviyorum onu. Ona söylemek istediğim her kelimeyi dilimde parçalayarak seviyorum. Damla damla dökülürken kelimelerim, masum beyaz bir kağıtta seviyorum. (Cemal abimize selamlar)


Sonra kıskançlık krizlerim başlıyor yine. Yine ve yine. Ona bakan her kadını, yanında o kızı, diri diri yakıp küllerinde dans etmek istiyorum.

6 ay uzaktan izledim. Hiç karşıma çıkmadı. Ama sonsuz kez vücudumun her hücresi uyuştu. 7 kez Taksim'e gidip onu izledim. 23 ay defter tuttum. 20 şiir, 228 sayfa günlük yazdım. 2 kez yazmayı denedim, olmadı. 1 kez kader bana güldü. Ama hiç yanımda olmadı. Ben hep öldüm. 2 yıl oldu. Bir kez bile başkasını sevmedim. Bir kez bile beni sevmedi. Milyon kez öldüm.

Sevmeyecek de beni hiç, biliyorum.



Ama ben hala karşılaşma ihtimalimiz olan caddelerde turluyorum. Anlaşmak zorunda değiliz ki, gelse yanıma otursa, yeter.

Dünyanın küçük sesi, onu görünce çarpan o yüreğimin.


Sonra onu yine gördüm. Öylece ayakta duruyordu. Hayatımda hiçbir şeye bu kadar uzun ve bu kadar kaybetme korkusuyla bakmadım bir daha.


Ama bütün bu yaşadığım acıların hepsinin bir karşılığı olacaktır iananıyorum.



Lady,
xoxo

29 Ağustos 2015 Cumartesi


Başa çıkamadığım bi kaç şey var. Şuramı ezip geçiyor. Dur diyemiyorum, hani denilmez ya bazen. Şuramı ezip geçen şeylerden biri, bilirsiniz, özlemdir. Her daim yakar. Uzakta olanı ayrı, yakında olanı ayrı bir ateştir. Uzaktı benim özlemim, çok uzaktı. Koşsam yetişemeyeceğim, bağırsam sesimi duyuramayacağım kadar uzaktı. Mühim değildi inanın. Onu uzaktan özlemek bile bazı zamanlar şurama iyi geliyordu. Beni yakan kavuran onu ondan habersiz özlemek. Şu evde, şu yatakta yatarken onu özlemek, haberi yokken deli gibi özlemek şuramı delip geçiyor inanın.

Parmak uçlarım sakallarına dokunmak istiyor. Biliyorum, oradasın sen, eğer orada bir yerde olmasaydın ben seni özleyemezdim. Sen oradasın ve ben seni özlüyorum. Sakallarına dokunmak istiyorum.

Ben, hiç tutmadığım ellerini çıkaramıyorum hafızamdan. İnanın deniyorum da olmuyor. Ben ellerini unutamıyorum. Düşünün, ellerini bile. Biliyorum, şimdilerde saçın sakalın birbirine karışmış özlemi sorgulanamayan o adamlardan birisi oldun kaldın. Benden çok uzak bi şehirde. Biliyorum, ellerimi hiçbir zaman karışmış saçından, uzamış sakallarının arasından geçiremeyeceğim. Ama inan bana adam, bunu hep isteyeceğim. Olmasa da, olmayacak olsa da isteyeceğim sana dokunmayı. Saçına, sakallarına dokunmayı.

O şimdi ne yapıyor? Şu anda, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir.

Şöyle uzaktan bir yerden yüzünü görsem, tüm derdimi tasamı olduğum yerde bırakıp koşacağım sana ama olmuyor görüyorsunuz.

"Yitmiş gitmiş bir" öyküydü. Anlatmaya gücüm yoktu ama anlatmamak da sanki içimi yiyip bitiren bir tür kanser türüydü. İçimi yiyip bitiren bu kanser ciğerlerimi öksürerek yerinden sökmüştü. Diz kapaklarımı parçalamıştı, avuç içlerimi, parmaklarımı morartmıştı. Peki siz hala bunun kanser olduğuna inanıyor musunuz?


Yüzünü gözlerimin önüne getiren şey her neyse tahmininden daha fazla yakıp kavuruyor şuramı.



Ama artık vazgeçtim. Bay Hacker'ı sevmekten vazgeçtim. Nasıl dayanacağım bilmiyorum ama bundan sonra hayatımda öyle biri yok. Hiç olmamış gibi. Ben bunları hiç yaşamamışım gibi. Hiç sevmemişim gibi. Hiç aşık olmamışım gibi.

Kahroluyorum be. Yemin ederim içimden bir şey sökülüyor. Canım acıyor.


Ölüyorum be.



Lady,
xoxo

25 Ağustos 2015 Salı

Selam

Daha önce söylemiştim. Hayatımdan bazı anları söküp atmak istiyorum. Böyle bir şey olsa ne güzel olurdu demiştim.

Sonra hiç doğmamış olmayı istemiştim. Böylesi daha iyi olabilirdi ve tek çözümde bu olurdu.

Doğmamış olsaydım, acı nedir bilmezdim. Ölüm nedir bilmezdim. Korku nedir bilmezdim.

Aşık olmazdım mesela. Ne biliyim aşk acısı dedikleri şeyi bilmezdim. Aşk acısı dedikleri şey, diğer acıların yanında çok basit kalıyor aslında. Ama yine de kalbiniz acıyor işte. Kalbinizi acıtan her şey büyük bir acıdır. Bu böyledir.

İçim acıyor. Her şeye içim acıyor. İnsanların öldürülmesine dayanamıyorum artık. Gözlerindeki korkuyu gördükçe içim eziliyor. Küçücük çocukların gözlerinde ümitsizlik görmek dayanılmaz bir acı yaşatıyor. Tüm bu acıların, kederlerin, göz yaşlarının içinde birazcık da olsa yüzüm gülsün istiyorum. Herkes gibi. Herkesin istediği o anlık mutluluğu ben de istiyorum. Ama bulamıyorum.

Hep "ben güçlü bir kızım" dedim. Tanrının gücüne gitti herhalde, sonra hep bir emin misin bak diye bi sınadı beni. Kendime gelemedim.

Acı üstüne acı yaşadım. Mesela hiçbir zaman yaşıtlarım gibi olmadım. Çocukça davranmak gibi bir lüksüm olmadı hiç. Hep olgun davranmak zorundaydım. Olgundum ve yaşıtlarımdan büyük gözüktüm her zaman. Çünkü davranışlarım hep büyüklerinki gibi oldu.

Hiçbir zaman olduğum yaşta hissetmedim kendimi. Ve belki de bu yüzden hep kendimden büyüklerle daha iyi anlaştım ve belki de bu yüzden hep kendimden büyüklere aşık oldum. 

Kıvırcık, Bay Hacker... İşte bu ikisi hayatımı alt üst etti. Onca şey yaşadım, üzüldüm ağladım kızdım öfke saçtım etrafa, ama bu iki kişi hayatımı yerle bir etti. Ben benliğimden çıktım. Delirdim.

Kafayı yediğim zamanlar daha mutlu oluyorum ama biliyor musunuz? Delirdiğim zamanlar yani. Sizde eğer böyleyseniz, telaş yapmayın. Kafayı yiyince dünya acayip güzel bi yer oluyor. Kendimden biliyorum.

İlk kıskançlık hissi Kıvırcık'la birlikte geldi. Ondan önce hem çocuktum hem de böyle bir şey hissetmemiştim işte. Ama sonra Kıvırcık'la tanıştım ve hayatımdaki boşluğu gördüm. Onunla dolacağını düşündüm ama dolmadı. O da dolduramadı. Kıskançlık öyle bir girdi ki kanıma yanındaki kızların hepsinin kafasını kesip boz ayı gövdesine dikesim geldi. Sonra Kıvırcık'ı unutmaya başladıkça kıskançlık krizlerim geçti. Etrafındaki kızları affettim.

Sonra Bay Hacker'ı tanıdım. İnsan birini görmeden kendine nasıl bu kadar yakın hisseder aklım almıyor. Neden bu kadar çabuk kapılıyorum, bilmiyorum. Belki de kendimi yalnız hissettiğim için, bilmiyorum. Ama Kıvırcık'la olmadıysa Bay Hacker'la hiç olmaz biliyorum. Ama yine de yapamıyorum. Sürekli onu düşünüyorum. Bütün hareketlerimi ona göre planladım resmen. Nerde ne yapıyo kiminle üzgün mü mutlu mu sinirlendi mi, her şeyini merak ediyorum. Üzüldüğünde yanında olamıyorum ve içim yanıyor. O kızla mutlu olduklarını gördükçe kahroluyorum. Onun yanında olmak istiyorum onunla olmak istiyorum. Çok bir şey değil sadece onu istiyorum. Basit gözüküyor ama değil biliyorum.

O kızı düşündükçe sinirlerime hakim olamıyorum. O kız onun yanında olmamalı. Benden daha çok sevmiyordur çünkü Bay Hacker'ı benden daha çok seven birini bulan olursa gelsin beni de sevsin o kişi. Çok seviyorum yani ÇOK seviyorum. Yine kıskançlık krizlerine girmeye başladım. Kanım kavruluyor resmen yerimde duramıyorum. O kızın omurgalarını söküp evime askılık yapasım var. Yaparım. Kıskançlıktan ölmem ama öldürürüm.

Kıskançlık, çok sevmenin belirtisidir. Öyle düşündüğünüz gibi 'aman işte bi kız kıskanması' değildir yani. Seven insan kıskanır derlerdi de inanmazdım. Öyleymiş demek ki.


Demem o ki, kafayı yedim yiyorum ve yemeye de devam edeceğim. Kıvırcık'ı unutmam çok zor oldu ama benim gerizekalı gönlüm bir kaç level üste çıktı ve şimdi Bay Hacker'ı nasıl unutacağımı ve unuturken nasıl acılar çekeceğimi düşünemiyorum bile.

Belki de unutmak istemiyorum.

Bakalım.

Bu sefer kaç parçaya ayrılacağım?




Lady öper,
xoxo



20 Ağustos 2015 Perşembe






Çok şey istemem ihtiyacım var bir tebessüme



Gözlerimi kapattım.
Açarsam ağlıyorum.
Ağlamamak için kapıyorum.
Etrafımdakileri görmek istemiyorum.
Onun yüzünü hayal ediyorum.
Gözlerimin önünde onunla vakit geçiyorum.
Bu yüzden açmıyorum gözlerimi.
Gözlerimi kapattığım sürece hep benim yanımda oluyor.
O yüzden gözlerimi açmıyorum.
Seviyorum.
Karşıma oturtup,
yüzünü avuç içlerime alıp;
"ulan şu kısacık ömrümde
kocaman seviyorum seni be"
Diyecek kadar çok,
seviyorum.
Ağlamıyorum.
Ağlayamıyorum.
Boğazımda düğümlüyorum ağlamalarımı.
Boğazımı sıksın,
nefessiz bıraksın.
Beni bu durumdan kurtarsın diye,
ağlamıyorum.
İçime atıyorum.
Attıkça daha çok acıyorum.
Acıyorum.
Yaralarım var,
saramıyorum.
İçim acıyor,
ben yanıyorum.
Bilinmezdeyim.
Kimse bilmiyor,
kimse anlamıyor.

Sonuçta,
sen böylesin, bu böyle.

Ben böyleyim, çok severim.
Çok.





Lady,
xoxo






15 Ağustos 2015 Cumartesi

İnsanların yakınları vardır. Annesi babası abisi ablası kardeşi... Ama kendine yakın göremezsin ya bazen. Böyle onun sevgisi başkalarında ararsın. 

Mesela baba sevgisinden yoksun kadınlar, çoğunlukla kendinden büyük adamlarla ilişki yaşarmış. Çünkü babasından görmediği sevgiyi o adamdan görmek için. 

Annesinin sevgisini hissedemeyen erkekler kadınlarla çok ilişkiye girermiş. Hepsinde anne şefkatini ararmış. 



Ama hiç kimsede bulamazlarmış aradıklarını. 



Çünkü ne baba sevgisinin ne de anne sevgisinin yerini tutmazmış hiçbir sevgi. Ne olursa olsun öyle seven olmazmış. Onlar kadar yakın davranan, kötü bişey yapsanız da sizin yanınızda olan kimse olmazmış.

Öyle değil işte.

Bazen öyle bir şey istiyorsun ki, sadece sevsin. Sen onu nasıl seviyorsan o da seni öyle sevsin. 

Çocuklarından sevgilerini esirgeyen ebeveynler, dönüp kendilerine bi baksalar keşke. Çocuğun o, senin çocuğun, sevgini göstermemek ne demek? Anne baba olmuşsun bu yaşa gelmişsin, gelmişsin ve gideceksin hatta ama çocuğuna sevgini gösterememişsin. Çocuk için nasıl büyük bir travma olduğunu da bilmiyorsun dolayısıyla.

Annesini, babasını kaybeden çocuklar üzülürler. Çok üzülürler. Yokluğunu hissederler. Ama annesi babası hayatta olup da sevgisiz büyüyen çocuklar daha çok üzülürler. İkisi de laf ettirmez kimseye. Ama annesini babasını kaybetmiş çocuklardan daha yaralıdır diğerleri. Çünkü annesi babası hayatta olup da ölmüş gibi davranan ebeveynler kadar yakamaz hiç kimse bir çocuğun canını. 

O yüzden o çocuklar daha güçlüdür. Başlarına gelen her şeyi kendileri halledebilirler. Çünkü bu zamana kadar kimseden yardım istememişlerdir ve kimse de onlara destek olmamıştır. Onlar güçlüdür. Güçlü olduklarını göstermek için birinin yanında ağlayamazlar. Hep içlerine atarlar. Gece çıkar bu çocukların hüzünleri. Geceyi sevmezler. Düşünmekten ve en çok da özlemekten. Belki de birazcık da kızmaktan... 

Hepimiz güçlüyüz ve hepimiz yanımızda güçlü biri olsun istiyoruz. 

Belki de artık güçlü olmaktan sıkıldığımız için yanımızda güçlü biri olsun ve o korusun bizi her şeyden istiyoruz. 

Bay Hacker'ı görmesem de biliyorum ki, onun olduğu yerde bana zarar gelmez. Çünkü o çok güçlü. Çünkü o sahip çıkan biri. Çünkü o sevgisinden emin biri. Ne olursa olsun üzgün birine sırtını dönemeyen biri. 

O yüzden bu kadar seviyorum. Yaşının büyük olmasının bir önemi yok. Olsa da kime ne...

Ben yaşıyorum. Ben öyle istiyorum. Bu zamana kadar yanımda olmayanlar şimdi de olmasalar da olur.

Ama unutmayın, ne olursa olsun iyi ve güzel kadınlar hep ağlar.



Lady öper,
xoxo


13 Ağustos 2015 Perşembe

9 Ağustos 2015 Pazar

Selam!


Birini özlüyor olmanız, ona dönmeniz gerektiğini göstermez. Bazen özlemeniz gerekir, bir sabah uyanıp özlemediğinizi fark edene kadar.

Ne bileyim, yaramı sarsam geçerdi belki. Ama ben hep geçmesin istedim. Hep kanasın, hiç unutmayayım. Kabuk bağlamasın, hep öyle kalsın bir yerlerimde. Bilmiyorum, belki de bunu hep ben istedim. Hep ağlamak istedim ve hep acımak istedim kendime. Aynaya bakarken gülmek istemedim hiç. Çünkü böyle daha anlamlı geldi her şey. Çünkü acı, yaşadığımı hissettirdi bana. Çünkü acı en gerçek duyguydu bana göre.

Şimdi sadece şunu söylüyorum kendime: Olursa olur olmazsa da alışkınım zaten. 



Lady,
xoxo

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Selam! 

Bir kaç gündür kötüydüm. Durup dururken ağlamaya başladım falan. Ama normalde herkesten gizli ağlayan ben, bu sefer kendimi tutamadığım için mammitamın yanında da ağlamaya başladım. Şaşırdı kadın tabi birden ağlamaya başlayınca. O sıkıldığımı düşündü anlatmamı istedi ama anlatmadım. Ne diycem ki? O da beni anlamıycak sonuçta.

Ama bugün biraz daha iyiyim. Hatta iyiyim. Ona çok az daha yakınım. Nasıl bir cümle oldu tam anlamadım ama. Yani şey yakın değilim ama numarası elimde olduğu için bir telefon uzakta gibi bir şey işte. 

Aslında biliyor musunuz bence ben dedektif falan olmalıydım. Reklamcılık benim neyime. Bana en uygun meslek dedektifçilik. Telefonunu buldum dolayısıyla göz yaşlarım biraz dindi. Numarasını napıcaksam? Arayacak halim yok. Hem arasam ne diycem ki? 

"Ya canım bak şimdi sen beni tanımıyorsun ama ben seni tanıyorum, biliyorsun. Şimdi şöyle oldu, ben iki senedir seni tanıyorum ve son zamanlarda senden başka bir şey düşünemez oldum. Seninde payın büyük bunda. Hiç öyle ben ne yaptım diye düşünme. İyi insansın diye insanlara böyle yakın davranınca doğal olarak kafa karışıklığı yaşanabilir. Buna karşı gelemezsin. Neyse konumuz bu değil. Ben seni aradım çünkü bazı şeyleri bilmeni istiyorum. Kaç yaşındasın bilmiyorum benden kaç yaş büyüksün tahmin edemiyorum, allasen doğum tarihini niye bir sır gibi saklıyorsun? Kaç yaşında olduğunu merak ediyorum. Seninle görüşmek istersem bu ne kadar sürer onu merak ediyorum. Sonra ne biliyim, arkadaşlarının yanında nasılsın onu merak ediyorum. Cana yakın mısın, yoksa sadece siyaset konuşan ciddi bir insan mısın merak ediyorum. O küçük şeytan sevgil -pardon biraz kaptırdım kendimi- kız arkadaşınla nasıl konuşuyorsun merak ediyorum. Ben aslında seninle ilgili her şeyi merak ediyorum. Yakışıklı mısın, bilmiyorum kabul et pek değilsin. Ya da şöyle söyliyim, hemen bozulma sende. Kızların gözünü alamadıkları erkek tipleri olur ya, ki ben genelde o tipleri pek sevmem, heh işte onlardan değilsin. Kabul et sende. Asi çocuksun sen. Uzun saçların ve iyimser tavrınla tezat oluşturan bir asi tavrın var. Bu yüzden aşık oldum ben sana. İmkansızsa imkansız be napiyim yani gönül bu, durdurabiliyorsun sanki. Ona aşık olmamam lazım dediğin oldu mu hiç? Olmadıysa bilemezsin tabi ama ben biliyorum. Kalp, beyni dinlemez. Kafasına göre takılır. Yani kısacası Bay Hacker, seni merak ediyorum. Ufacık bir saniye hatta salisede bile hayatında yer ediyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Bunu bil istedim. Bir şey beklediğim yok sadece içimde tutmaktan yoruldum. Acı çekiyorum ve sen de bil istedim. Kendine iyi bak Bay Hacker. Biraz fazla konuştum kusura bakma. Hoşçakal."

Bence oldu bak böyle dersem kesin afallar. Afallasın zaten aptal. Bunun yüzünden çoğu şeyden nefret ettim. Kıştan nefret ettim, kardan nefret ettim. Karda yürüyemememden bile nefret ettim.

Bana yaşattıklarının yanında onun afallaması hiçbir şey değil. Gerçi böyle bir konuşma olmayacak tabii ki ama olduğunu var sayarsak, bir şaşırır kabul edelim.


Biraz daha iyiyim. İyi olmak zorundayım zaten başka ne yapabilirim ki? Hayatımı, en azından onu unutana kadar, sürekli ağlayarak geçiremem sonuçta.





Lady öper,
xoxo

4 Ağustos 2015 Salı

Selam!

Dün gece yine her zamanki gibi uyuyamadım. Düşündüm durdum sadece başka bir şey yapmadım. Bir o yana bir bu yana döne döne sabahı ettim. Kendi kendime konuştum "vazgeç artık sen aşık değilsin bırak düşünme bırak" dedim ama yine de olmadı. Bir türlü kurtulamadım onu düşünmekten. Sağıma dönüyorum suratını görüyorum soluma dönüyorum gülerken görüyorum. Her yerde onu görüyorum. Dayanamadım kalktım sonra. Nefes alamadım sanki susuz kalmış gibi kurudu ağzım. Kalktım su içtim. Kurtulamıyorum. Ne yaparsam yapayım kurtulamıyorum olmuyor. Deniyorum sürekli deniyorum. Kimse beni anlamıyor en yakın arkadaşım bile. En kötüsü de bu biliyor musunuz. Kimsenin sizi anlamaması. Kimseden yardım beklediğim yok "geçicek sen ondan sadece hoşlanıyosun" diye saçma saçma konuşanları da istemiyorum. Tek istediğim 'gerçekten' bundan nasıl kurtulabileceğimi söylemeleri. Ne dediğimi ben de bilmiyorum ki, öyle konuşuyorum işte.

Olmaz. Hiçbir zaman olmaz. Onunla aramda hiçbir zaman bir şey olamaz. Ama asıl çaresiz hissetmeme neden olan ne biliyor musunuz? "şu an şu saat şu saniye onun hayatında yer aldım. Paylaştığım bir şeyi gördü ve baktı belki uzun uzun belki çok kısa. Ama o saat diliminde onun hayatında yer aldım" işte bu beni öldürüyor. Bu kadar ufak şeyden bile ümitlenmek beni öldürüyor. Bununla yetinmek zorunda kalmak beni öldürüyor.

5 yıl önce yaşadığım şeyleri tekrar yaşamaya başladım. Yine aynı his yine aynı acı yine aynı nefes alamama hissi yine aynı ağlama krizleri... Ağlamak istemiyorum bu sefer ağlamak istemiyorum. Bu sefer kalbi acıyan ben değil, o olsun istiyorum. Ben burada onu düşünüp nasıl acı çekiyorsam o da öyle acı çeksin istiyorum. Ben burada ölüyorsam o da orada kahrolsun istiyorum. Bunu gerçekten istiyorum. Her gün her gece her yattığımda hep bunu söylüyorum. Göğsümdeki acıyı hissetsin istiyorum. 

Sadece onun için değil, beni anlamayan herkes aynı acıyı çeksin ve görsünler bakalım göğsündeki ağırlık gitmeden ne kadar yaşayabiliyorlar, kalbine giren sancılara ne kadar dayanabiliyorlar, göğsün deliniyormuş gibi hissetmek nasılmış anlasınlar.

Ben acı çekiyorum tam beş sene önceki gibi. O zamanlarıma geri dönmek istemiyorum. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Artık göğsümdeki ağırlıktan ve bu uyuşukluk hissinden kurtulmak istiyorum.


Benim ona ihtiyacım var. Başka kimseye değil sadece ona.



Lady,
xoxo

3 Ağustos 2015 Pazartesi

İç Boşaltma

Selam!

Sevgili Bay Hacker'a söylemek istediğim bazı şeyler var. Burayı okumadığını biliyorum, bundan hiç haberinin olmayacağını da biliyorum ama içimde tutmak da istemiyorum. Etrafımda beni anlayan kimse de olmadığı için sanırım buraya yine içimi dökücem.



Sevgili Bay Hacker, kalbimi çaldınız hadi tamam dedik ama aklımı neden çalıyorsunuz acaba? Ha bir de uykumu. Sizin yüzünüzden uyuyamaz oldum. Tam yatacağım zaman sizin yüzünüzü görerek uykularımın kaçtığını biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Evet uykularım kaçıyor, kalbim sıkışıyor heyecandan, başıma bir ağrı giriyor birden. Sonra bir daha oturuyorum gece kuşu gibi sabaha kadar. Tam yatıcam diyorum hop! bir anda resmimi beğeniyorsunuz. Olmuyor böyle, gerçekten. Nolur bana böyle yapmayın Bay Hacker. Ben artık dayanamıyorum. Nasıl hissediyorum biliyor musunuz Bay Hacker? Bir kere yüzünüz gözümün önünden hiç gitmiyor. Nereye baksam, kimle konuşsam her yerde sizi görüyorum. Geçen gün sesinizi duydum dedim oha artık bu kadar da değil. Kusura bakmayın arada böyle ağzımdan kaçabiliyor. Sizin adınızın geçtiği bir an, benim kalbimin çarpıntılarının tavan yaptığı an oluyor. Sizinle ilgili bir haber gördüğümde, biri bir şey paylaştığında içimdeki öfkeyi durduramıyorum Bay Hacker. Herkes size bu kadar yakınken ve herkes sizinle ilgili bu kadar rahat konuşabiliyorken, benim sizden gizli gizli bahsetmem kalbimi çok acıtıyor Bay Hacker. Ben burada ölürken sizin bundan hiç haberinizin olmaması beni gerçekten parçalıyor, paramparça ediyor Bay Hacker. Sizinle tanışıp bir çay içebiliriz bence. Elektrikse elektrik, çaysa çay. Çay sevmem ama sizin için çay bile içerim Bay Hacker. Sizin yanınızda olmak istiyorum artık Bay Hacker. Kalbim ve aklım sizinle birlikte başka bir şehirdeyken benim başka bir şehirde olmam haksızlık değil mi Bay Hacker? Bana yazık değil mi?

Evet sanırım yeter bu kadar.

Bay Hacker, bu günler gelicek görüceksin.




Lady öper,
xoxo

31 Temmuz 2015 Cuma


give me a reason to love you


ama bir sebep ver yani böyle olmuyor.

Hissettiklerimin hiçbirine değmeyeceğini biliyorum fakat hissetmek zorundaymışım gibi bir şey.

Yani olay aslında basit. Ben onu sevmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Bu yüzden aklımdan çıkaramıyorum. Halbuki böyle olmayabilirdi Ben gerçekten sevdiğim için sevebilirdim. Ya da ne biliyim, ya aslında var ya bir tanışsak o zaman asıl ne hissettiğimi anlayacağım ama bir türlü tanışamadık gitti.

Yakında olacak ama o zamana kadar biliyorum ki, yine ve yine, ben gözümde büyüttüğüm için bu kadar çok bağlanıyorum ona. Aklımdan bir türlü çıkaramamamın nedeni, kendimi parçalamamın nedeni bu. Biliyorum.

Ama böyle olmasını istemiyorum işte. Yani kafam karışık aslında. Cümlelerimi bile toparlayamıyorum baksanıza.


Asıl çaresizlik, "asla olmaz" derken bile, içinde bir yerlerde olmasını ümit etmek.

Ben böyle çaresiz hissetmedim hiç. Hem de hiç. Bunu bana yaşatan Bay Hacker, seni kutluyorum. Gerçekten. Bana bunları yaşattığın için seni kutluyorum. Gel bir sarılalım. Hak ettin sen bunu.

Umarım karşılaştığımızda, öyle bir şey olacaksa tabi, senin kötü yanlarını yakalarım da senden nefret ederim.



Çünkü benim ondan nefret etmeye ihtiyacım var. Biliyorum biliyorum nefret de çok büyük bir duygu evet tamam biliyorum aşktan daha büyük bir duygu derler. Ama benim ondan gerçekten nefret etmem lazım. Yoksa 5 sene önce yaşadığım şeyleri yaşamaya başlayacağım ve ben bunu hiç istemiyorum. İmkansız olduğunu bile bile birine kapılmak nasıl bir şey biliyor musunuz?

Bunun olmasını istemiyorum. Tekrar aynı acıyı hissetmek istemiyorum. Midemde bir delik açılıyor ve ben o deliği çok zor kapattım. Tekrar açılmasını istemiyorum. Kalbim tekrar ağrısın istemiyorum. Gözlerim tekrar kurbağa gözü gibi olsun istemiyorum.

İşte o yüzden diyorum,


give me a reason to love you bebeğim.


Lady öper,
xoxo

28 Temmuz 2015 Salı

Sil


Hayatınızdan bir şeyleri silmeniz mümkün olsaydı silmek ister miydiniz? Bir an bir bakış bir gülüş bir kişi ne biliyim işte size acı verdiğini düşündüğünüz ya da artık sizin için bir şey ifade etmediğini düşündüğünüz bir an. Hiç silmek istediniz mi?

Tıpkı eternal sunshine of the spotless mind'daki gibi.

Silip kurtulmak, unutmak istediniz mi?

Ben istedim.

Sanki yaşadıklarım silinince ben daha mutlu olacağım gibi hissettim. Keşke o filmdeki hastane gerçekte olsa ve sildirebilsek dedim. Unutabilsek her şeyi. O an için güzel olan ama sonradan canımızı yakan o anıları. Silebilmeyi çok isterdim.

Benim mutluluklarımın sonu hep mutsuz bitti. Bir anının mutlu başlayıp mutsuz bitmesi ne demek biliyor musunuz? Hani derler ya mutluluktan midemde kelebekler uçuşuyor diye, işte bende başta böyle hissediyorum ama sonra bir bakıyorum midem ceset kaynıyor. Acıyla doluyorum, içimdeki acı gözlerimden akıyor. Aktıkça azalması gerekirken daha çok acıyla doluyorum.

Ben hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olmadım. ÇOK MUTLUYUM demedim mesela hiçbir zaman. Ya da mutluluğumun tadını çıkaramadım uzun uzun. Çünkü hep sonunda üzülen ben oldum. Kırılan, paramparça olan... Benim mutlu anlarım o yüzden hep mutsuz bitti. Birileri hep önüme çıktı engel oldu benim mutluluğuma. Çok bir şey istemiyordum halbuki ben, sadece o an mutluysam o gün boyunca o mutluluk hissini üstümde hissetmek istiyordum. Ama hiç yaşayamadım. Hep bir şey, birileri buna engel oldu. Teoman abimiz diyor ya, mutsuzluktan sarhoşmuş diye, işte benimkisi de öyle bişey.

Şöyle bir bakıyorum geçmişte yaşadıklarıma, Ve sanırım hepsini sildirmek isterdim.

Galiba ben yeniden doğmuş olmak isterdim.

Ya da doğmamak isterdim. Evet sanırım hiç doğmamış olmak isterdim.

Böyle rezil bi dünyaya böyle iğrenç insanların böyle sevgiden yoksun insanların yaşadığı bir dünyaya hiç gelmemeyi isterdim.

Ya da hafızamı kaybedip etrafımdaki insanları yeniden tanımayı isterdim. Ama biliyorum ki yarım aklımla yine aynı insanları sever aynı kişileri yanımda tutardım. Çünkü ben akıllanmak nedir bilmem. Çünkü ben hatalarımdan ders çıkarmam. Çünkü ben aptalın tekiyim.

Ağlayamadığım zaman kahkaha attım hep. Bu benim insanlara direnme şeklim. Ağlamak istemiyorsam birinin yanında gülerim. Salak gibi üzüldüğümü ya da kırıldığımı belli etmem kimseye. Salak gibi. Üzüldüğünüz bir olayı birine anlattığınızda "aman bu muydu üzüldüğün şey" demelerinin sebebi budur işte. Ya üzüldüğünüzü tam olarak belli etmezsiniz, ya da ne kadar acı çektiğiniz belli olmasın diye yaşadığınız şeyi basitleştirirsiniz. -ben gibi-  İnsanlar bu yüzden sizin acılarınıza basitmiş gibi tepki verirler. Bunu siz yaparsınız.

Anılarımı silmek istiyorum. Mutluyum dediğim tüm anlarımı yok etmek istiyorum.

Keşke öyle bir hastane olsaydı ve ben kafamın içindekileri sildirebilseydim. Keşke yapabilseydim.




Siz de sildirmek ister miydiniz?




Lady öper,
xoxo


25 Temmuz 2015 Cumartesi

Hayat Beni Neden Yoruyorsun?

Selam!

Bugün bir konumuz var: EN YAKIN ARKADAŞININ SEVGİLİSİNİN HAYATINIZDAKİ YERİ.

Konu başlığımız değişebilir tabii ki ama içeriğini az çok tahmin etmişsinizdir herhalde.


Size benden örnek vererek anlatırsam daha iyi olacak sanırım.



En yakın arkadaşımın sevgilisi vardı. Sürekli birlikte takılıyorlardı ve oğlanda biraz fazla kıskançtı. Bu yüzden kız, kız arkadaşlarıyla bile buluşamıyordu. Yani şu kadarını söyliyim, okulda arkadaş çevremiz yok denecek kadar azdı bu oğlan yüzünden. Oğlanın takma adı ne olsun, Kıskanç olsun ya, basit bir şey olsun. Evet. Bizim bu Kıskanç, kız nereye giderse haberi olsun istiyordu, ailesinin yanına giderken bile olay çıkarttı niye gidiyorsun diye. Duble kıskanç yani. Benim canım arkadaşım da tabi artık sıkılmaya başladı ve BOMBA! Kıskanç geldi bizim kıza dedi ki "sen dinden falan uzaksın ben senin böyle olmanı istemiyorum!"

Hadiii. İşler değişti tabi. Biz kıskanç olduğu için yanıp tutuşurken beyimiz meğer dinden girmeye karar vermiş benim canım arkadaşıma.

Yemezler tabi.

Ayrıldılar tabi.

Çok üzüldü cancağızım. Bende o üzüldüğü için üzüldüm ama Kıskanç'tan ayrıldığı için de sevindim. Çünkü olmazdı. Çünkü çok sıkıyordu. Çünkü işe dini de karıştırmaya başladı. Metalciyim bilmem neyim diye takılan asi oğlanımız gitti, yerine bambaşka bir Kıskanç geldi.

İkisi ayrıldıktan sonra fark ettim ki, onlar birlikteyken ben arkadaşımla hiç vakit geçirememişim. Ve aslında biz o kadar da yakın değilmişiz. Bunun nedenini arkadaşıma bağlayamam. Tek sorumlusu Kıskanç'tır. Çünkü o bu kadar sıkmasaydı bu kızı, arkadaşlarıyla bu kadar uzak kalmazdı bu kızda.

Ayrılık sonrası biz daha yakın olduk tabi arkadaşımla. Beraber gezdik, eğlendik, yedik içtik alışveriş yaptık. Girl power yani.

Şimdi bu söyleyeceğim şey için bana bencil diyebilirsiniz ama, benim hayatımda hiç 'gerçek' arkadaşım olmadı. Hepsi çocuk gibiydi. Ben her zaman 'olgun' olan kızdım. Dolayısıyla arkadaşlıklarım okul bitene kadar sürdü.

Ama şimdi öyle değil. Şimdi canımın içinin 'gerçek' arkadaşım olduğunu hissettiğim için aramızın bozulmasından korkuyorum.


Kıskanç'la konuşmaya başladılar. O mutlu olacaksa bende mutlu olurum tabii ki ama tekrar eskisi gibi görüşememekten korkuyorum. Aramıza bu kara kedinin girmesinden korkuyorum. Sanırım ben arkadaşlarımı paylaşamıyorum. Ama arkadaş yoksunu bir insan olarak hakkım değil mi? Hakkım demiyim de, ne biliyim işte düşündüğüm şeyin yanlış olduğunu biliyorum ama maalesef böyle düşünmekten kendimi alamıyorum.

Sordum, bir daha onunla olmaz dedi. Bende biliyorum çünkü arkadaşımı tanıyorum ve Kıskanç'ı sevse de onunla olmayacağını o da biliyor. Ama öyle saatlerce konuştuklarını söyleyince birden içimi bir korku kapladı.

Bilmiyorum, bencilce düşünüyorum biliyorum ama Kıskanç'la olmaz. Yani Kıskanç gibi biriyle olmaz. Bu kadar kısıtlama bu kadar hayatına müdahale etme olmaz. Çok saçma.


Beni yanlış anlamayın. Hiç sevgilisi olmasın falan demiyorum zaten öyle demeye hakkım yok, o kadar da değil yani öh. Ama Kıskanç gibi biriyle olmaz. Çünkü çocuğu gördüm, tanıdım.




Şimdi soruyorum size. Aranızda benim gibi olan var mı yoksa sadece ben mi böyle bir psikolojideyim.


Bir diğer konu ise: NASIL KOLAY SEVGİLİ YAPILIR?

Bunu gerçekten bilmiyorum. Benim için hiç kolay olmuyor ama etrafıma bakıyorum millet iiüüf birinden ayrılıp biriyle birlikte oluyor. Ben neden bu kadar rahat olamıyorum bilmiyorum. Aslında biliyorum da, neyse...

Birilerinin bir ilişkiye başlayabilmesinin bu kadar kolay olması acı veriyor. Ben, kafamdaki sorularda boğarak öldürüyorum duygularımı. Kimseyi kendime layık görmüyor gibi görünüyorum dışarıdan ama aslında, kendimi kimseye layık görmüyorum.

Çekingenliğim ve kendime güvenimin az olması beni bu duruma düşürüyor. Karşımdaki insanla konuşurken heyecandan nefes almayı unutan ben, nasıl kolay sevgili yapabilirim allasen?

Sanırım bu konunun tek bir cevabı var: Öz güven patlaması yaşıyorsan sen de kolay sevgili yapabilirsin. 

Hani 'kendini satmak' derler ya, kötü anlamda değil tabi. Mesela bu terimi genelde çirkin dedikleri kızlar ya da erkekler için kullanırlar (ben kimseyi çirkin ya da güzel diye ayırmam. saçma bence) Mesela derler ki "çirkin falan ama bak kendini satmasını biliyor nasıl güzel anlatıyor.. bıdı bıdı"

Yani iş kendini anlatabilmekte bitiyor. Kesin net bilgi yayalım!

Ama işte bunlar bende yok.

Yazarak çok kolay anlatabilirim. Çok kitap okurum mesela, keman çalarım şarkı söylerim. Var işte bende de bişeyler. Nazik olmaktan mesela kırıldığım zamanlar olabilir. Elimde değil çünkü genime kodlanmış bir kere. Ama hiçbir zaman çıkıp da diyemedim ki "Ulan ben keman çalıyorum. MSM'de tiyatro eğitimi aldım lan ben! Okuyacak kitap kalmadı be!" diyemiyorum. Yok yapamıyorum. Kendimi satamıyorum.

O yüzden blog açtım ya zaten. Birilerinin yüzüne kendi hayatımdan bir şeyler anlatamıyorum. Utanıyorum belki de bilmiyorum ama anlatamıyorum işte.



Of çok konuştum.

İşte böyle. İçimi döktüm iyi oldu ama sizden de yazmanızı istiyorum. Sizde böyle şeyler yaşadınız mı ya da yaşıyor musunuz? Bu iki konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.





Lady öper,
xoxo



23 Temmuz 2015 Perşembe

Unutursun İçin Yana Yana Canım

Selam millet!

Sizinde aklınızın çok karışık olduğu zamanlar oldu mu?

Bu karışıklığı yok etmeyi başarabildiniz mi?

Ya da ne biliyim, bir sonuca bağlandı mı düşünceleriniz?

Ben kendimi bildim bileli, kafamda bir sürü düşünceyle baş etmeye çalışıyorum. Ve bu düşünceler hiç aklımdan çıkmıyor hatta üstüne yeni düşünceler de ekleniyor ve beynim o kadar ağırlaşıyor ki bazen, kafamın içinde buldozer var gibi hissediyorum.

Daha öncede söylediğim gibi bendeniz Lady (tabii ki gerçek adım değil), şıpsevdi bir insanımdır. Aslında bunu kendime söyleyen ben değilim. İnsanlar benim şıpsevdi olduğumu söylüyorlar. Ama aslında ben öyle biri değilim.

Aşık oldum. Bundan beş sene önce. Onu her gördüğümde kalbim ağzımda attı. Ellerim titredi, dizlerimin bağı çözüldü. Ama kimseye belli etmemeye çalıştım. Zorundaydım. Çünkü aşığım dediğim adam benim için imkansızdı. Bir imkansıza aşık oldum ben. Uzun hikaye aslında daha sonra anlatırım bunu ama asıl anlatmak istediğim şeye gelirsek;

Onu unutmam çok uzun zamanlarımı aldı. Kötü oldum, ağladım, bağırdım, çok üzüldüm ama unutmayı başardım. Artık canım yanmıyor mesela ondan bahsederken.

Bunu başarmamın nedeni, karşıma çıkan insanlar oldu.

Diyeceksiniz ki bu nasıl iş?

Şöyle:

Okulda bir tane çocuk var takma adı Garip Saçlı olsun. Onu ilk gördüğümde hoşlandım. Kendisiyle daha tanışmadım ama bazen konuşmalarını duyuyorum ve ne biliyim hoşuma gidiyor işte. 'Garip Saçlı' dememin sebebi saçlarının garip olması tabi ki. Biraz rocker havası var. Sakalları var (sakalsever olarak bilinirim ben) Yani, gerçekten benim hoşlanabileceğim bir tip.

Bir de Bay Hacker var (başına gelen bir olaydan dolayı ona bu takma adını koydum) Bay Hacker benden büyük ama ne kadar büyük olduğunu bilmiyorum. Başına gelen bazı olaylardan dolayı kendisine sosyal medyadan destek veren bir çok insan oldu. Bende onlardan biriydim. Bir gün (yakın zamanlarda) onunla ilgili instagramda paylaştığım destek amaçlı bir kaç fotoğrafı beğenince kalbimin atışlarında bir hızlanma oldu. Sonra beni instagramda takip etti ve ben odamda dans etmeye başladım.

Nedenini bilmiyordum ama çok mutlu olmuştum. Kalbim hızlandı, uzun bir aradan sonra yeniden ağzımda atmaya başlamıştı.

Ben Bay Hacker'ı çok önceden tanıyorum ama o daha beni tanımıyor. Ama tanışmamız kolay olacak inanıyorum. Çünkü nerede yaşadığını, neler yaptığını kısacası onun hakkında çoğu şeyi biliyorum.

Ama o gün bugündür aklımdan çıkaramıyorum. Sürekli Twitter'a giriyorum onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'tan takip ediyorum, neler paylaşıyor saniyesi saniyesine bakıyorum. İnstagram zaten her an kontrolüm altında.

Ama bunu farkında olmadan yapıyorum. Elim gidiyor yani yapacak bir şey yok.

Sonra fark ettim ki, ben baya kafayı taktım Bay Hacker'a. Kendi kendime dur diyorum, daha fazla ileri gitme, yine imkansızı buldun bak sen üzüleceksin, ama yok gönül bu dinlemiyor.

En ufak şeyden mutlu oluyorum. Ya böyle bir şey olabilir mi? Adam resmimi beğeniyor ben evde koşturmaya başlıyorum sevinçten. Yüzüm kızarıyor heyecandan.

Baktım ki böyle olmayacak kendi kendime unutma taktikleri yaratmaya başladım.

UNUTMA DETOKSU:
Unutmak istediğiniz bir kişi var ama bir türlü unutamıyor musunuz? Siz de benim gibi sürekli sosyal medyada ne yaptığını kontrol etmekten kendinizi alamıyor musunuz? Utanmasanız ne zaman tuvalete gittiğini bile araştıracak mısınız?

UNUTAMAYANLAR KULÜBÜ'NE HOŞGELDİNİZ!

Yapmanız gereken şey, öncelikle ne kadar sabırlı biri olduğunuzu ölçmek. Kendi kendinize yani. Sorun mesela kendinize, 'yapabilir miyim, ben de o güç var mı' diye, baktınız hafiften bir özgüven geldi, bir aman be peh o da kimmiş edasıyla etrafınızı şöyle bir süzdünüz, ve dediniz ki "ya ben çok güçlüyüm ne sandın", o zaman unutma detoksuna hemen başlayın!

Öncelikle her gün yaptığınız şeylerden uzak durmakla başlayın. Yani, sosyal medyadan takip etmeyi bırakın. Aman ha sakın takip etmeyi bırak'a tıklamayın. Ondan bahsetmiyorum. Siz takip etmeyi bırakın. Yani, acaba tuvaletini saat kaçta yaptı'dan vazgeçin. İnstagram, Twitter, Facebook, Periscope, Snapchat... Adamı takip ettiğiniz ne kadar sosyal ağ varsa, bir hafta boyunca hiçbirine bakmayın. Bakmadan duramam diyorsanız, onun adını gördüğünüz an gözünüzü kapatın ve sayfada hızlıca aşağıya inin.

Yani demek istediğim, onunla ilgili şeylere bakmayın. 




Ben dün başladım. Bugün de hiç bakmadım. Bir hafta boyunca bakmiycam. Başka yolu yok, başka türlü olmuyor çünkü. Kafayı yemeye başlıyorsun bir yerden sonra.

Deneyin ve bana yazın. Zorlandığınız zaman ya da ne zaman isterseniz işte, yazın.

Merak ediyorum sizin de başınıza böyle şeyler geldi mi?



Not: Bay Hacker'ın kendisi bir hacker değil, başına bir olay geldi sadece. Asılsız bir olay.





Lady öper,
xoxo

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Selaam

İlk yazımdan herkese merhaba.

Blog açmamın sebebi üniversiteye başlamamla birlikte hayatımın da  tamamen değişeceğini hissetmem ve bakalım başka şehirde başka insanlarla başıma neler gelecek?

Farklı şehirler farklı dersler farklı hayatlar farklı arkadaşlar... Her şey tamamen değişiyor. Benim gibi sakar, şıpsevdi ama bir o kadar da utangaç bir insansanız başınıza gelebilecek şeylerin haddi hesabı yok. Her an her şey olabilir mantığıyla yaşamaktan ciğerim soldu yeminle.

Ama tabii kii ilk yazımdan sizleri sıkmak gibi bir niyetim yok.

Bu sadece tanışma yazısı.

Çok hızlı yaşayan biri olmasam da çok çabuk yer değiştirebilen biriyim. Yani şöyle ki; mesela şu an evimde bu yazıyı yazıyorum ama beş dakika sonra bir telefonla bir yere gidebilirim. Ya da günde belki elli kere eve uğrayıp "aaa bunu unutmuşum" diyip tekrar dışarı çıkabilirim. Bunlar yorucu şeyler. Gerçekten.

Devrim düşüncesiyle yanıp tutuşan bir sülalenin devrimci olmaya çalışan bir kızıyım. Din dil ırk ayrımı yapmak kadar saçma bir şeyin olmadığını düşünüyorum ve bunu yazarken aslında biraz çekindim çünkü artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, "sen solcusun ya da sen devrimcisin oo senin ölmen lazım birader" havasında yaşıyoruz.

Ön yargı kötü bişey. Ön yargılı olmayın.

Ölümler yaşanıyor. Savaşlar oluyor.

Benim ütopyamda bunlara yer yok.


Arkadaşlarımı kaybettim. Sevdiğim insanları kaybettim bu kavgalar bu "ben senden üstünüm" ayrımcılığı yüzünden.

Genciz hepimiz. Yaşayıp, bu dünyayı bizim değiştirmemiz lazım.

Ama gençleri öldürmek üzerine kurulu bir düzenin parçası olduk maalesef.

Geçecek. Bunlarda geçecek.

Kim ne suç işlediyse hepsinin hesabı sorulacak.


TAMAAAM. BU İLK YAZIMIZDA BU KADAR CİDDİYET YETER.

Üniversite dedim ya, fıkır fıkır bir yer. Bissürü insan ve bissürü farklı yer. Ve bu curcunada bakalım benim başıma neler gelecek.

Burası kafa dağıtma blogu. Burada istediğimiz her şeyi istediğimiz şekilde konuşmak mümkün.

Konu sınırlaması yok.

E o zaman,

hadi başlayalım.


Lady öper,
xoxo