31 Temmuz 2015 Cuma
give me a reason to love you
ama bir sebep ver yani böyle olmuyor.
Hissettiklerimin hiçbirine değmeyeceğini biliyorum fakat hissetmek zorundaymışım gibi bir şey.
Yani olay aslında basit. Ben onu sevmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Bu yüzden aklımdan çıkaramıyorum. Halbuki böyle olmayabilirdi Ben gerçekten sevdiğim için sevebilirdim. Ya da ne biliyim, ya aslında var ya bir tanışsak o zaman asıl ne hissettiğimi anlayacağım ama bir türlü tanışamadık gitti.
Yakında olacak ama o zamana kadar biliyorum ki, yine ve yine, ben gözümde büyüttüğüm için bu kadar çok bağlanıyorum ona. Aklımdan bir türlü çıkaramamamın nedeni, kendimi parçalamamın nedeni bu. Biliyorum.
Ama böyle olmasını istemiyorum işte. Yani kafam karışık aslında. Cümlelerimi bile toparlayamıyorum baksanıza.
Asıl çaresizlik, "asla olmaz" derken bile, içinde bir yerlerde olmasını ümit etmek.
Ben böyle çaresiz hissetmedim hiç. Hem de hiç. Bunu bana yaşatan Bay Hacker, seni kutluyorum. Gerçekten. Bana bunları yaşattığın için seni kutluyorum. Gel bir sarılalım. Hak ettin sen bunu.
Umarım karşılaştığımızda, öyle bir şey olacaksa tabi, senin kötü yanlarını yakalarım da senden nefret ederim.
Çünkü benim ondan nefret etmeye ihtiyacım var. Biliyorum biliyorum nefret de çok büyük bir duygu evet tamam biliyorum aşktan daha büyük bir duygu derler. Ama benim ondan gerçekten nefret etmem lazım. Yoksa 5 sene önce yaşadığım şeyleri yaşamaya başlayacağım ve ben bunu hiç istemiyorum. İmkansız olduğunu bile bile birine kapılmak nasıl bir şey biliyor musunuz?
Bunun olmasını istemiyorum. Tekrar aynı acıyı hissetmek istemiyorum. Midemde bir delik açılıyor ve ben o deliği çok zor kapattım. Tekrar açılmasını istemiyorum. Kalbim tekrar ağrısın istemiyorum. Gözlerim tekrar kurbağa gözü gibi olsun istemiyorum.
İşte o yüzden diyorum,
give me a reason to love you bebeğim.
Lady öper,
xoxo
28 Temmuz 2015 Salı
Sil
Hayatınızdan bir şeyleri silmeniz mümkün olsaydı silmek ister miydiniz? Bir an bir bakış bir gülüş bir kişi ne biliyim işte size acı verdiğini düşündüğünüz ya da artık sizin için bir şey ifade etmediğini düşündüğünüz bir an. Hiç silmek istediniz mi?
Tıpkı eternal sunshine of the spotless mind'daki gibi.
Silip kurtulmak, unutmak istediniz mi?
Ben istedim.
Sanki yaşadıklarım silinince ben daha mutlu olacağım gibi hissettim. Keşke o filmdeki hastane gerçekte olsa ve sildirebilsek dedim. Unutabilsek her şeyi. O an için güzel olan ama sonradan canımızı yakan o anıları. Silebilmeyi çok isterdim.
Benim mutluluklarımın sonu hep mutsuz bitti. Bir anının mutlu başlayıp mutsuz bitmesi ne demek biliyor musunuz? Hani derler ya mutluluktan midemde kelebekler uçuşuyor diye, işte bende başta böyle hissediyorum ama sonra bir bakıyorum midem ceset kaynıyor. Acıyla doluyorum, içimdeki acı gözlerimden akıyor. Aktıkça azalması gerekirken daha çok acıyla doluyorum.
Ben hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olmadım. ÇOK MUTLUYUM demedim mesela hiçbir zaman. Ya da mutluluğumun tadını çıkaramadım uzun uzun. Çünkü hep sonunda üzülen ben oldum. Kırılan, paramparça olan... Benim mutlu anlarım o yüzden hep mutsuz bitti. Birileri hep önüme çıktı engel oldu benim mutluluğuma. Çok bir şey istemiyordum halbuki ben, sadece o an mutluysam o gün boyunca o mutluluk hissini üstümde hissetmek istiyordum. Ama hiç yaşayamadım. Hep bir şey, birileri buna engel oldu. Teoman abimiz diyor ya, mutsuzluktan sarhoşmuş diye, işte benimkisi de öyle bişey.
Şöyle bir bakıyorum geçmişte yaşadıklarıma, Ve sanırım hepsini sildirmek isterdim.
Galiba ben yeniden doğmuş olmak isterdim.
Ya da doğmamak isterdim. Evet sanırım hiç doğmamış olmak isterdim.
Böyle rezil bi dünyaya böyle iğrenç insanların böyle sevgiden yoksun insanların yaşadığı bir dünyaya hiç gelmemeyi isterdim.
Ya da hafızamı kaybedip etrafımdaki insanları yeniden tanımayı isterdim. Ama biliyorum ki yarım aklımla yine aynı insanları sever aynı kişileri yanımda tutardım. Çünkü ben akıllanmak nedir bilmem. Çünkü ben hatalarımdan ders çıkarmam. Çünkü ben aptalın tekiyim.
Ağlayamadığım zaman kahkaha attım hep. Bu benim insanlara direnme şeklim. Ağlamak istemiyorsam birinin yanında gülerim. Salak gibi üzüldüğümü ya da kırıldığımı belli etmem kimseye. Salak gibi. Üzüldüğünüz bir olayı birine anlattığınızda "aman bu muydu üzüldüğün şey" demelerinin sebebi budur işte. Ya üzüldüğünüzü tam olarak belli etmezsiniz, ya da ne kadar acı çektiğiniz belli olmasın diye yaşadığınız şeyi basitleştirirsiniz. -ben gibi- İnsanlar bu yüzden sizin acılarınıza basitmiş gibi tepki verirler. Bunu siz yaparsınız.
Anılarımı silmek istiyorum. Mutluyum dediğim tüm anlarımı yok etmek istiyorum.
Keşke öyle bir hastane olsaydı ve ben kafamın içindekileri sildirebilseydim. Keşke yapabilseydim.
Siz de sildirmek ister miydiniz?
Lady öper,
xoxo
25 Temmuz 2015 Cumartesi
Hayat Beni Neden Yoruyorsun?
Selam!
Bugün bir konumuz var: EN YAKIN ARKADAŞININ SEVGİLİSİNİN HAYATINIZDAKİ YERİ.
Konu başlığımız değişebilir tabii ki ama içeriğini az çok tahmin etmişsinizdir herhalde.
Size benden örnek vererek anlatırsam daha iyi olacak sanırım.
En yakın arkadaşımın sevgilisi vardı. Sürekli birlikte takılıyorlardı ve oğlanda biraz fazla kıskançtı. Bu yüzden kız, kız arkadaşlarıyla bile buluşamıyordu. Yani şu kadarını söyliyim, okulda arkadaş çevremiz yok denecek kadar azdı bu oğlan yüzünden. Oğlanın takma adı ne olsun, Kıskanç olsun ya, basit bir şey olsun. Evet. Bizim bu Kıskanç, kız nereye giderse haberi olsun istiyordu, ailesinin yanına giderken bile olay çıkarttı niye gidiyorsun diye. Duble kıskanç yani. Benim canım arkadaşım da tabi artık sıkılmaya başladı ve BOMBA! Kıskanç geldi bizim kıza dedi ki "sen dinden falan uzaksın ben senin böyle olmanı istemiyorum!"
Hadiii. İşler değişti tabi. Biz kıskanç olduğu için yanıp tutuşurken beyimiz meğer dinden girmeye karar vermiş benim canım arkadaşıma.
Yemezler tabi.
Ayrıldılar tabi.
Çok üzüldü cancağızım. Bende o üzüldüğü için üzüldüm ama Kıskanç'tan ayrıldığı için de sevindim. Çünkü olmazdı. Çünkü çok sıkıyordu. Çünkü işe dini de karıştırmaya başladı. Metalciyim bilmem neyim diye takılan asi oğlanımız gitti, yerine bambaşka bir Kıskanç geldi.
İkisi ayrıldıktan sonra fark ettim ki, onlar birlikteyken ben arkadaşımla hiç vakit geçirememişim. Ve aslında biz o kadar da yakın değilmişiz. Bunun nedenini arkadaşıma bağlayamam. Tek sorumlusu Kıskanç'tır. Çünkü o bu kadar sıkmasaydı bu kızı, arkadaşlarıyla bu kadar uzak kalmazdı bu kızda.
Ayrılık sonrası biz daha yakın olduk tabi arkadaşımla. Beraber gezdik, eğlendik, yedik içtik alışveriş yaptık. Girl power yani.
Şimdi bu söyleyeceğim şey için bana bencil diyebilirsiniz ama, benim hayatımda hiç 'gerçek' arkadaşım olmadı. Hepsi çocuk gibiydi. Ben her zaman 'olgun' olan kızdım. Dolayısıyla arkadaşlıklarım okul bitene kadar sürdü.
Ama şimdi öyle değil. Şimdi canımın içinin 'gerçek' arkadaşım olduğunu hissettiğim için aramızın bozulmasından korkuyorum.
Kıskanç'la konuşmaya başladılar. O mutlu olacaksa bende mutlu olurum tabii ki ama tekrar eskisi gibi görüşememekten korkuyorum. Aramıza bu kara kedinin girmesinden korkuyorum. Sanırım ben arkadaşlarımı paylaşamıyorum. Ama arkadaş yoksunu bir insan olarak hakkım değil mi? Hakkım demiyim de, ne biliyim işte düşündüğüm şeyin yanlış olduğunu biliyorum ama maalesef böyle düşünmekten kendimi alamıyorum.
Sordum, bir daha onunla olmaz dedi. Bende biliyorum çünkü arkadaşımı tanıyorum ve Kıskanç'ı sevse de onunla olmayacağını o da biliyor. Ama öyle saatlerce konuştuklarını söyleyince birden içimi bir korku kapladı.
Bilmiyorum, bencilce düşünüyorum biliyorum ama Kıskanç'la olmaz. Yani Kıskanç gibi biriyle olmaz. Bu kadar kısıtlama bu kadar hayatına müdahale etme olmaz. Çok saçma.
Beni yanlış anlamayın. Hiç sevgilisi olmasın falan demiyorum zaten öyle demeye hakkım yok, o kadar da değil yani öh. Ama Kıskanç gibi biriyle olmaz. Çünkü çocuğu gördüm, tanıdım.
Şimdi soruyorum size. Aranızda benim gibi olan var mı yoksa sadece ben mi böyle bir psikolojideyim.
Bir diğer konu ise: NASIL KOLAY SEVGİLİ YAPILIR?
Bunu gerçekten bilmiyorum. Benim için hiç kolay olmuyor ama etrafıma bakıyorum millet iiüüf birinden ayrılıp biriyle birlikte oluyor. Ben neden bu kadar rahat olamıyorum bilmiyorum. Aslında biliyorum da, neyse...
Birilerinin bir ilişkiye başlayabilmesinin bu kadar kolay olması acı veriyor. Ben, kafamdaki sorularda boğarak öldürüyorum duygularımı. Kimseyi kendime layık görmüyor gibi görünüyorum dışarıdan ama aslında, kendimi kimseye layık görmüyorum.
Çekingenliğim ve kendime güvenimin az olması beni bu duruma düşürüyor. Karşımdaki insanla konuşurken heyecandan nefes almayı unutan ben, nasıl kolay sevgili yapabilirim allasen?
Sanırım bu konunun tek bir cevabı var: Öz güven patlaması yaşıyorsan sen de kolay sevgili yapabilirsin.
Hani 'kendini satmak' derler ya, kötü anlamda değil tabi. Mesela bu terimi genelde çirkin dedikleri kızlar ya da erkekler için kullanırlar (ben kimseyi çirkin ya da güzel diye ayırmam. saçma bence) Mesela derler ki "çirkin falan ama bak kendini satmasını biliyor nasıl güzel anlatıyor.. bıdı bıdı"
Yani iş kendini anlatabilmekte bitiyor. Kesin net bilgi yayalım!
Ama işte bunlar bende yok.
Yazarak çok kolay anlatabilirim. Çok kitap okurum mesela, keman çalarım şarkı söylerim. Var işte bende de bişeyler. Nazik olmaktan mesela kırıldığım zamanlar olabilir. Elimde değil çünkü genime kodlanmış bir kere. Ama hiçbir zaman çıkıp da diyemedim ki "Ulan ben keman çalıyorum. MSM'de tiyatro eğitimi aldım lan ben! Okuyacak kitap kalmadı be!" diyemiyorum. Yok yapamıyorum. Kendimi satamıyorum.
O yüzden blog açtım ya zaten. Birilerinin yüzüne kendi hayatımdan bir şeyler anlatamıyorum. Utanıyorum belki de bilmiyorum ama anlatamıyorum işte.
Of çok konuştum.
İşte böyle. İçimi döktüm iyi oldu ama sizden de yazmanızı istiyorum. Sizde böyle şeyler yaşadınız mı ya da yaşıyor musunuz? Bu iki konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
Lady öper,
xoxo
Bugün bir konumuz var: EN YAKIN ARKADAŞININ SEVGİLİSİNİN HAYATINIZDAKİ YERİ.
Konu başlığımız değişebilir tabii ki ama içeriğini az çok tahmin etmişsinizdir herhalde.
Size benden örnek vererek anlatırsam daha iyi olacak sanırım.
En yakın arkadaşımın sevgilisi vardı. Sürekli birlikte takılıyorlardı ve oğlanda biraz fazla kıskançtı. Bu yüzden kız, kız arkadaşlarıyla bile buluşamıyordu. Yani şu kadarını söyliyim, okulda arkadaş çevremiz yok denecek kadar azdı bu oğlan yüzünden. Oğlanın takma adı ne olsun, Kıskanç olsun ya, basit bir şey olsun. Evet. Bizim bu Kıskanç, kız nereye giderse haberi olsun istiyordu, ailesinin yanına giderken bile olay çıkarttı niye gidiyorsun diye. Duble kıskanç yani. Benim canım arkadaşım da tabi artık sıkılmaya başladı ve BOMBA! Kıskanç geldi bizim kıza dedi ki "sen dinden falan uzaksın ben senin böyle olmanı istemiyorum!"
Hadiii. İşler değişti tabi. Biz kıskanç olduğu için yanıp tutuşurken beyimiz meğer dinden girmeye karar vermiş benim canım arkadaşıma.
Yemezler tabi.
Ayrıldılar tabi.
Çok üzüldü cancağızım. Bende o üzüldüğü için üzüldüm ama Kıskanç'tan ayrıldığı için de sevindim. Çünkü olmazdı. Çünkü çok sıkıyordu. Çünkü işe dini de karıştırmaya başladı. Metalciyim bilmem neyim diye takılan asi oğlanımız gitti, yerine bambaşka bir Kıskanç geldi.
İkisi ayrıldıktan sonra fark ettim ki, onlar birlikteyken ben arkadaşımla hiç vakit geçirememişim. Ve aslında biz o kadar da yakın değilmişiz. Bunun nedenini arkadaşıma bağlayamam. Tek sorumlusu Kıskanç'tır. Çünkü o bu kadar sıkmasaydı bu kızı, arkadaşlarıyla bu kadar uzak kalmazdı bu kızda.
Ayrılık sonrası biz daha yakın olduk tabi arkadaşımla. Beraber gezdik, eğlendik, yedik içtik alışveriş yaptık. Girl power yani.
Şimdi bu söyleyeceğim şey için bana bencil diyebilirsiniz ama, benim hayatımda hiç 'gerçek' arkadaşım olmadı. Hepsi çocuk gibiydi. Ben her zaman 'olgun' olan kızdım. Dolayısıyla arkadaşlıklarım okul bitene kadar sürdü.
Ama şimdi öyle değil. Şimdi canımın içinin 'gerçek' arkadaşım olduğunu hissettiğim için aramızın bozulmasından korkuyorum.
Kıskanç'la konuşmaya başladılar. O mutlu olacaksa bende mutlu olurum tabii ki ama tekrar eskisi gibi görüşememekten korkuyorum. Aramıza bu kara kedinin girmesinden korkuyorum. Sanırım ben arkadaşlarımı paylaşamıyorum. Ama arkadaş yoksunu bir insan olarak hakkım değil mi? Hakkım demiyim de, ne biliyim işte düşündüğüm şeyin yanlış olduğunu biliyorum ama maalesef böyle düşünmekten kendimi alamıyorum.
Sordum, bir daha onunla olmaz dedi. Bende biliyorum çünkü arkadaşımı tanıyorum ve Kıskanç'ı sevse de onunla olmayacağını o da biliyor. Ama öyle saatlerce konuştuklarını söyleyince birden içimi bir korku kapladı.
Bilmiyorum, bencilce düşünüyorum biliyorum ama Kıskanç'la olmaz. Yani Kıskanç gibi biriyle olmaz. Bu kadar kısıtlama bu kadar hayatına müdahale etme olmaz. Çok saçma.
Beni yanlış anlamayın. Hiç sevgilisi olmasın falan demiyorum zaten öyle demeye hakkım yok, o kadar da değil yani öh. Ama Kıskanç gibi biriyle olmaz. Çünkü çocuğu gördüm, tanıdım.
Şimdi soruyorum size. Aranızda benim gibi olan var mı yoksa sadece ben mi böyle bir psikolojideyim.
Bir diğer konu ise: NASIL KOLAY SEVGİLİ YAPILIR?
Bunu gerçekten bilmiyorum. Benim için hiç kolay olmuyor ama etrafıma bakıyorum millet iiüüf birinden ayrılıp biriyle birlikte oluyor. Ben neden bu kadar rahat olamıyorum bilmiyorum. Aslında biliyorum da, neyse...
Birilerinin bir ilişkiye başlayabilmesinin bu kadar kolay olması acı veriyor. Ben, kafamdaki sorularda boğarak öldürüyorum duygularımı. Kimseyi kendime layık görmüyor gibi görünüyorum dışarıdan ama aslında, kendimi kimseye layık görmüyorum.
Çekingenliğim ve kendime güvenimin az olması beni bu duruma düşürüyor. Karşımdaki insanla konuşurken heyecandan nefes almayı unutan ben, nasıl kolay sevgili yapabilirim allasen?
Sanırım bu konunun tek bir cevabı var: Öz güven patlaması yaşıyorsan sen de kolay sevgili yapabilirsin.
Hani 'kendini satmak' derler ya, kötü anlamda değil tabi. Mesela bu terimi genelde çirkin dedikleri kızlar ya da erkekler için kullanırlar (ben kimseyi çirkin ya da güzel diye ayırmam. saçma bence) Mesela derler ki "çirkin falan ama bak kendini satmasını biliyor nasıl güzel anlatıyor.. bıdı bıdı"
Yani iş kendini anlatabilmekte bitiyor. Kesin net bilgi yayalım!
Ama işte bunlar bende yok.
Yazarak çok kolay anlatabilirim. Çok kitap okurum mesela, keman çalarım şarkı söylerim. Var işte bende de bişeyler. Nazik olmaktan mesela kırıldığım zamanlar olabilir. Elimde değil çünkü genime kodlanmış bir kere. Ama hiçbir zaman çıkıp da diyemedim ki "Ulan ben keman çalıyorum. MSM'de tiyatro eğitimi aldım lan ben! Okuyacak kitap kalmadı be!" diyemiyorum. Yok yapamıyorum. Kendimi satamıyorum.
O yüzden blog açtım ya zaten. Birilerinin yüzüne kendi hayatımdan bir şeyler anlatamıyorum. Utanıyorum belki de bilmiyorum ama anlatamıyorum işte.
Of çok konuştum.
İşte böyle. İçimi döktüm iyi oldu ama sizden de yazmanızı istiyorum. Sizde böyle şeyler yaşadınız mı ya da yaşıyor musunuz? Bu iki konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
Lady öper,
xoxo
23 Temmuz 2015 Perşembe
Unutursun İçin Yana Yana Canım
Selam millet!
Sizinde aklınızın çok karışık olduğu zamanlar oldu mu?
Bu karışıklığı yok etmeyi başarabildiniz mi?
Ya da ne biliyim, bir sonuca bağlandı mı düşünceleriniz?
Ben kendimi bildim bileli, kafamda bir sürü düşünceyle baş etmeye çalışıyorum. Ve bu düşünceler hiç aklımdan çıkmıyor hatta üstüne yeni düşünceler de ekleniyor ve beynim o kadar ağırlaşıyor ki bazen, kafamın içinde buldozer var gibi hissediyorum.
Daha öncede söylediğim gibi bendeniz Lady (tabii ki gerçek adım değil), şıpsevdi bir insanımdır. Aslında bunu kendime söyleyen ben değilim. İnsanlar benim şıpsevdi olduğumu söylüyorlar. Ama aslında ben öyle biri değilim.
Aşık oldum. Bundan beş sene önce. Onu her gördüğümde kalbim ağzımda attı. Ellerim titredi, dizlerimin bağı çözüldü. Ama kimseye belli etmemeye çalıştım. Zorundaydım. Çünkü aşığım dediğim adam benim için imkansızdı. Bir imkansıza aşık oldum ben. Uzun hikaye aslında daha sonra anlatırım bunu ama asıl anlatmak istediğim şeye gelirsek;
Onu unutmam çok uzun zamanlarımı aldı. Kötü oldum, ağladım, bağırdım, çok üzüldüm ama unutmayı başardım. Artık canım yanmıyor mesela ondan bahsederken.
Bunu başarmamın nedeni, karşıma çıkan insanlar oldu.
Diyeceksiniz ki bu nasıl iş?
Şöyle:
Okulda bir tane çocuk var takma adı Garip Saçlı olsun. Onu ilk gördüğümde hoşlandım. Kendisiyle daha tanışmadım ama bazen konuşmalarını duyuyorum ve ne biliyim hoşuma gidiyor işte. 'Garip Saçlı' dememin sebebi saçlarının garip olması tabi ki. Biraz rocker havası var. Sakalları var (sakalsever olarak bilinirim ben) Yani, gerçekten benim hoşlanabileceğim bir tip.
Bir de Bay Hacker var (başına gelen bir olaydan dolayı ona bu takma adını koydum) Bay Hacker benden büyük ama ne kadar büyük olduğunu bilmiyorum. Başına gelen bazı olaylardan dolayı kendisine sosyal medyadan destek veren bir çok insan oldu. Bende onlardan biriydim. Bir gün (yakın zamanlarda) onunla ilgili instagramda paylaştığım destek amaçlı bir kaç fotoğrafı beğenince kalbimin atışlarında bir hızlanma oldu. Sonra beni instagramda takip etti ve ben odamda dans etmeye başladım.
Nedenini bilmiyordum ama çok mutlu olmuştum. Kalbim hızlandı, uzun bir aradan sonra yeniden ağzımda atmaya başlamıştı.
Ben Bay Hacker'ı çok önceden tanıyorum ama o daha beni tanımıyor. Ama tanışmamız kolay olacak inanıyorum. Çünkü nerede yaşadığını, neler yaptığını kısacası onun hakkında çoğu şeyi biliyorum.
Ama o gün bugündür aklımdan çıkaramıyorum. Sürekli Twitter'a giriyorum onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'tan takip ediyorum, neler paylaşıyor saniyesi saniyesine bakıyorum. İnstagram zaten her an kontrolüm altında.
Ama bunu farkında olmadan yapıyorum. Elim gidiyor yani yapacak bir şey yok.
Sonra fark ettim ki, ben baya kafayı taktım Bay Hacker'a. Kendi kendime dur diyorum, daha fazla ileri gitme, yine imkansızı buldun bak sen üzüleceksin, ama yok gönül bu dinlemiyor.
En ufak şeyden mutlu oluyorum. Ya böyle bir şey olabilir mi? Adam resmimi beğeniyor ben evde koşturmaya başlıyorum sevinçten. Yüzüm kızarıyor heyecandan.
Baktım ki böyle olmayacak kendi kendime unutma taktikleri yaratmaya başladım.
UNUTMA DETOKSU:
Unutmak istediğiniz bir kişi var ama bir türlü unutamıyor musunuz? Siz de benim gibi sürekli sosyal medyada ne yaptığını kontrol etmekten kendinizi alamıyor musunuz? Utanmasanız ne zaman tuvalete gittiğini bile araştıracak mısınız?
UNUTAMAYANLAR KULÜBÜ'NE HOŞGELDİNİZ!
Yapmanız gereken şey, öncelikle ne kadar sabırlı biri olduğunuzu ölçmek. Kendi kendinize yani. Sorun mesela kendinize, 'yapabilir miyim, ben de o güç var mı' diye, baktınız hafiften bir özgüven geldi, bir aman be peh o da kimmiş edasıyla etrafınızı şöyle bir süzdünüz, ve dediniz ki "ya ben çok güçlüyüm ne sandın", o zaman unutma detoksuna hemen başlayın!
Öncelikle her gün yaptığınız şeylerden uzak durmakla başlayın. Yani, sosyal medyadan takip etmeyi bırakın. Aman ha sakın takip etmeyi bırak'a tıklamayın. Ondan bahsetmiyorum. Siz takip etmeyi bırakın. Yani, acaba tuvaletini saat kaçta yaptı'dan vazgeçin. İnstagram, Twitter, Facebook, Periscope, Snapchat... Adamı takip ettiğiniz ne kadar sosyal ağ varsa, bir hafta boyunca hiçbirine bakmayın. Bakmadan duramam diyorsanız, onun adını gördüğünüz an gözünüzü kapatın ve sayfada hızlıca aşağıya inin.
Yani demek istediğim, onunla ilgili şeylere bakmayın.
Ben dün başladım. Bugün de hiç bakmadım. Bir hafta boyunca bakmiycam. Başka yolu yok, başka türlü olmuyor çünkü. Kafayı yemeye başlıyorsun bir yerden sonra.
Deneyin ve bana yazın. Zorlandığınız zaman ya da ne zaman isterseniz işte, yazın.
Merak ediyorum sizin de başınıza böyle şeyler geldi mi?
Not: Bay Hacker'ın kendisi bir hacker değil, başına bir olay geldi sadece. Asılsız bir olay.
Lady öper,
xoxo
Sizinde aklınızın çok karışık olduğu zamanlar oldu mu?
Bu karışıklığı yok etmeyi başarabildiniz mi?
Ya da ne biliyim, bir sonuca bağlandı mı düşünceleriniz?
Ben kendimi bildim bileli, kafamda bir sürü düşünceyle baş etmeye çalışıyorum. Ve bu düşünceler hiç aklımdan çıkmıyor hatta üstüne yeni düşünceler de ekleniyor ve beynim o kadar ağırlaşıyor ki bazen, kafamın içinde buldozer var gibi hissediyorum.
Daha öncede söylediğim gibi bendeniz Lady (tabii ki gerçek adım değil), şıpsevdi bir insanımdır. Aslında bunu kendime söyleyen ben değilim. İnsanlar benim şıpsevdi olduğumu söylüyorlar. Ama aslında ben öyle biri değilim.
Aşık oldum. Bundan beş sene önce. Onu her gördüğümde kalbim ağzımda attı. Ellerim titredi, dizlerimin bağı çözüldü. Ama kimseye belli etmemeye çalıştım. Zorundaydım. Çünkü aşığım dediğim adam benim için imkansızdı. Bir imkansıza aşık oldum ben. Uzun hikaye aslında daha sonra anlatırım bunu ama asıl anlatmak istediğim şeye gelirsek;
Onu unutmam çok uzun zamanlarımı aldı. Kötü oldum, ağladım, bağırdım, çok üzüldüm ama unutmayı başardım. Artık canım yanmıyor mesela ondan bahsederken.
Bunu başarmamın nedeni, karşıma çıkan insanlar oldu.
Diyeceksiniz ki bu nasıl iş?
Şöyle:
Okulda bir tane çocuk var takma adı Garip Saçlı olsun. Onu ilk gördüğümde hoşlandım. Kendisiyle daha tanışmadım ama bazen konuşmalarını duyuyorum ve ne biliyim hoşuma gidiyor işte. 'Garip Saçlı' dememin sebebi saçlarının garip olması tabi ki. Biraz rocker havası var. Sakalları var (sakalsever olarak bilinirim ben) Yani, gerçekten benim hoşlanabileceğim bir tip.
Bir de Bay Hacker var (başına gelen bir olaydan dolayı ona bu takma adını koydum) Bay Hacker benden büyük ama ne kadar büyük olduğunu bilmiyorum. Başına gelen bazı olaylardan dolayı kendisine sosyal medyadan destek veren bir çok insan oldu. Bende onlardan biriydim. Bir gün (yakın zamanlarda) onunla ilgili instagramda paylaştığım destek amaçlı bir kaç fotoğrafı beğenince kalbimin atışlarında bir hızlanma oldu. Sonra beni instagramda takip etti ve ben odamda dans etmeye başladım.
Nedenini bilmiyordum ama çok mutlu olmuştum. Kalbim hızlandı, uzun bir aradan sonra yeniden ağzımda atmaya başlamıştı.
Ben Bay Hacker'ı çok önceden tanıyorum ama o daha beni tanımıyor. Ama tanışmamız kolay olacak inanıyorum. Çünkü nerede yaşadığını, neler yaptığını kısacası onun hakkında çoğu şeyi biliyorum.
Ama o gün bugündür aklımdan çıkaramıyorum. Sürekli Twitter'a giriyorum onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'tan takip ediyorum, neler paylaşıyor saniyesi saniyesine bakıyorum. İnstagram zaten her an kontrolüm altında.
Ama bunu farkında olmadan yapıyorum. Elim gidiyor yani yapacak bir şey yok.
Sonra fark ettim ki, ben baya kafayı taktım Bay Hacker'a. Kendi kendime dur diyorum, daha fazla ileri gitme, yine imkansızı buldun bak sen üzüleceksin, ama yok gönül bu dinlemiyor.
En ufak şeyden mutlu oluyorum. Ya böyle bir şey olabilir mi? Adam resmimi beğeniyor ben evde koşturmaya başlıyorum sevinçten. Yüzüm kızarıyor heyecandan.
Baktım ki böyle olmayacak kendi kendime unutma taktikleri yaratmaya başladım.
UNUTMA DETOKSU:
Unutmak istediğiniz bir kişi var ama bir türlü unutamıyor musunuz? Siz de benim gibi sürekli sosyal medyada ne yaptığını kontrol etmekten kendinizi alamıyor musunuz? Utanmasanız ne zaman tuvalete gittiğini bile araştıracak mısınız?
UNUTAMAYANLAR KULÜBÜ'NE HOŞGELDİNİZ!
Yapmanız gereken şey, öncelikle ne kadar sabırlı biri olduğunuzu ölçmek. Kendi kendinize yani. Sorun mesela kendinize, 'yapabilir miyim, ben de o güç var mı' diye, baktınız hafiften bir özgüven geldi, bir aman be peh o da kimmiş edasıyla etrafınızı şöyle bir süzdünüz, ve dediniz ki "ya ben çok güçlüyüm ne sandın", o zaman unutma detoksuna hemen başlayın!
Öncelikle her gün yaptığınız şeylerden uzak durmakla başlayın. Yani, sosyal medyadan takip etmeyi bırakın. Aman ha sakın takip etmeyi bırak'a tıklamayın. Ondan bahsetmiyorum. Siz takip etmeyi bırakın. Yani, acaba tuvaletini saat kaçta yaptı'dan vazgeçin. İnstagram, Twitter, Facebook, Periscope, Snapchat... Adamı takip ettiğiniz ne kadar sosyal ağ varsa, bir hafta boyunca hiçbirine bakmayın. Bakmadan duramam diyorsanız, onun adını gördüğünüz an gözünüzü kapatın ve sayfada hızlıca aşağıya inin.
Yani demek istediğim, onunla ilgili şeylere bakmayın.
Ben dün başladım. Bugün de hiç bakmadım. Bir hafta boyunca bakmiycam. Başka yolu yok, başka türlü olmuyor çünkü. Kafayı yemeye başlıyorsun bir yerden sonra.
Deneyin ve bana yazın. Zorlandığınız zaman ya da ne zaman isterseniz işte, yazın.
Merak ediyorum sizin de başınıza böyle şeyler geldi mi?
Not: Bay Hacker'ın kendisi bir hacker değil, başına bir olay geldi sadece. Asılsız bir olay.
Lady öper,
xoxo
22 Temmuz 2015 Çarşamba
Selaam
İlk yazımdan herkese merhaba.
Blog açmamın sebebi üniversiteye başlamamla birlikte hayatımın da tamamen değişeceğini hissetmem ve bakalım başka şehirde başka insanlarla başıma neler gelecek?
Farklı şehirler farklı dersler farklı hayatlar farklı arkadaşlar... Her şey tamamen değişiyor. Benim gibi sakar, şıpsevdi ama bir o kadar da utangaç bir insansanız başınıza gelebilecek şeylerin haddi hesabı yok. Her an her şey olabilir mantığıyla yaşamaktan ciğerim soldu yeminle.
Ama tabii kii ilk yazımdan sizleri sıkmak gibi bir niyetim yok.
Bu sadece tanışma yazısı.
Çok hızlı yaşayan biri olmasam da çok çabuk yer değiştirebilen biriyim. Yani şöyle ki; mesela şu an evimde bu yazıyı yazıyorum ama beş dakika sonra bir telefonla bir yere gidebilirim. Ya da günde belki elli kere eve uğrayıp "aaa bunu unutmuşum" diyip tekrar dışarı çıkabilirim. Bunlar yorucu şeyler. Gerçekten.
Devrim düşüncesiyle yanıp tutuşan bir sülalenin devrimci olmaya çalışan bir kızıyım. Din dil ırk ayrımı yapmak kadar saçma bir şeyin olmadığını düşünüyorum ve bunu yazarken aslında biraz çekindim çünkü artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, "sen solcusun ya da sen devrimcisin oo senin ölmen lazım birader" havasında yaşıyoruz.
Ön yargı kötü bişey. Ön yargılı olmayın.
Ölümler yaşanıyor. Savaşlar oluyor.
Benim ütopyamda bunlara yer yok.
Arkadaşlarımı kaybettim. Sevdiğim insanları kaybettim bu kavgalar bu "ben senden üstünüm" ayrımcılığı yüzünden.
Genciz hepimiz. Yaşayıp, bu dünyayı bizim değiştirmemiz lazım.
Ama gençleri öldürmek üzerine kurulu bir düzenin parçası olduk maalesef.
Geçecek. Bunlarda geçecek.
Kim ne suç işlediyse hepsinin hesabı sorulacak.
TAMAAAM. BU İLK YAZIMIZDA BU KADAR CİDDİYET YETER.
Üniversite dedim ya, fıkır fıkır bir yer. Bissürü insan ve bissürü farklı yer. Ve bu curcunada bakalım benim başıma neler gelecek.
Burası kafa dağıtma blogu. Burada istediğimiz her şeyi istediğimiz şekilde konuşmak mümkün.
Konu sınırlaması yok.
E o zaman,
hadi başlayalım.
Lady öper,
xoxo
İlk yazımdan herkese merhaba.
Blog açmamın sebebi üniversiteye başlamamla birlikte hayatımın da tamamen değişeceğini hissetmem ve bakalım başka şehirde başka insanlarla başıma neler gelecek?
Farklı şehirler farklı dersler farklı hayatlar farklı arkadaşlar... Her şey tamamen değişiyor. Benim gibi sakar, şıpsevdi ama bir o kadar da utangaç bir insansanız başınıza gelebilecek şeylerin haddi hesabı yok. Her an her şey olabilir mantığıyla yaşamaktan ciğerim soldu yeminle.
Ama tabii kii ilk yazımdan sizleri sıkmak gibi bir niyetim yok.
Bu sadece tanışma yazısı.
Çok hızlı yaşayan biri olmasam da çok çabuk yer değiştirebilen biriyim. Yani şöyle ki; mesela şu an evimde bu yazıyı yazıyorum ama beş dakika sonra bir telefonla bir yere gidebilirim. Ya da günde belki elli kere eve uğrayıp "aaa bunu unutmuşum" diyip tekrar dışarı çıkabilirim. Bunlar yorucu şeyler. Gerçekten.
Devrim düşüncesiyle yanıp tutuşan bir sülalenin devrimci olmaya çalışan bir kızıyım. Din dil ırk ayrımı yapmak kadar saçma bir şeyin olmadığını düşünüyorum ve bunu yazarken aslında biraz çekindim çünkü artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, "sen solcusun ya da sen devrimcisin oo senin ölmen lazım birader" havasında yaşıyoruz.
Ön yargı kötü bişey. Ön yargılı olmayın.
Ölümler yaşanıyor. Savaşlar oluyor.
Benim ütopyamda bunlara yer yok.
Arkadaşlarımı kaybettim. Sevdiğim insanları kaybettim bu kavgalar bu "ben senden üstünüm" ayrımcılığı yüzünden.
Genciz hepimiz. Yaşayıp, bu dünyayı bizim değiştirmemiz lazım.
Ama gençleri öldürmek üzerine kurulu bir düzenin parçası olduk maalesef.
Geçecek. Bunlarda geçecek.
Kim ne suç işlediyse hepsinin hesabı sorulacak.
TAMAAAM. BU İLK YAZIMIZDA BU KADAR CİDDİYET YETER.
Üniversite dedim ya, fıkır fıkır bir yer. Bissürü insan ve bissürü farklı yer. Ve bu curcunada bakalım benim başıma neler gelecek.
Burası kafa dağıtma blogu. Burada istediğimiz her şeyi istediğimiz şekilde konuşmak mümkün.
Konu sınırlaması yok.
E o zaman,
hadi başlayalım.
Lady öper,
xoxo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)