25 Kasım 2016 Cuma




(gözlerinizi kapatın ve parçayı sonuna kadar dinleyin, yıldızları göreceksiniz.)


Yemyeşil bir tepede, yemyeşil çimlerin üzerinde uzandığınızı düşünün. Hafif ve ılık bir esinti var etrafınızda. Huzursuzsunuz ama birazdan içinizdeki o sıkıntı geçecek. Kulaklığınızda Agnus Dei tüm muhteşemliğiyle önce kulaklarınıza oradan kalbinize ve en sonunda da ruhunuza işliyor. Gözleriniz kapalı. Sadece müziğe odaklanmışsınız. Yavaşça, ama çok yavaş, göz kapaklarınız hareketleniyor ve gökyüzünün o eşsiz pırıltısını görüyorsunuz. Milyonlarca yıldız... Nasıl da güzel ışıldıyorlar. Binlerce anlam yüklemişsiniz yıldızlara, sanki onların buna çok ihtiyacı varmış gibi. Ama olsun. Geceyi seviyorsunuz ve gecenin o ıssız karanlığında tek arkadaşınız, yıldızlar. Milyonlarca yıldız bütün gece size eşlik ediyor. Ta ki o dayanılmaz ve rahatsız edici gün doğana kadar. Güneşin o rahatsız edici parlaklığı gözlerinizi kör ediyor adeta. Zaten bu yüzden geceyi daha çok seviyorsunuz. Geceleri bütün hüzünler serbest kalıyor. Gün ışığıyla birlikte yüzlere takılan o mutluluk maskeleri gecenin karanlığında dolapların en ücra köşelerine atılıyor.

Çekilen acıları düşünüyorsunuz yıldızlara bakarak. Bunca yıl, bütün dünyada, kim bilir ne kadar çok acı çekildi. Acı... Tanrının insanlık üzerinde oynadığı en pislik oyun. Acı çektirmek. Acı çektikten sonra güzel şeylerin geleceğiyle kandırmadılar mı hepimizi? Hangimiz unuttuk çekilen acıları? Hangimiz unuttuk acılarımızı? Unutmadık. Mutlu olduğumuz anlarda bile bir anda süzülmediler mi ruhumuzdan içeri?

Ama şimdi, şu an, tam da yemyeşil çimlerin arasında uzanmış yıldızları seyrederken, bütün acılarınızdan arının. Bütün üzüntülerinizden, bütün kederlerinizden. Hayat üzülmek için yeterince uzun değil. Anın tadını çıkarmak zorundasınız. Başka şansınız yok...

Yıldızlara isimler veriyorsunuz. Sevdiğiniz isimler, kulağınıza hoş gelen isimler... Ve hepsine, bütün yıldızlara bir anlam yüklüyorsunuz. Birbirine yakın duran yıldızları şekillere benzetiyorsunuz. Onların ışığından güç alıyorsunuz. İçinizdeki bütün hüzünleri ve acıları ruhunuzdan temizleyen o ışıklarını o kadar çok seviyorsunuz ki, ömrünüzün geri kalan kısmında hep yıldızları izlemek istediğinizi düşünüyorsunuz. Arındırıcı bir madde gibi. Bütün dünyayı aydınlatan gökyüzünün o eşsiz minik noktaları...

Parçanın doruklara ulaştığı o noktada, işte o noktada kendinizde bir güç hissediyorsunuz. Yıldızların o enerjisini o muhteşem enerjilerini içinizde hissediyorsunuz. Sahi, hiç gökyüzüne 'gerçekten' bakmış mıydınız daha önce? Bundan sonra bakacaksınız. Bakın. Gün içerisinde enerjinizi tüketen ne kadar çok şey yaşıyorsuuz hatırlasanıza. Ve günün sonunda enerjinizi yükseltmek için bu sefer kahve içmek ya da uyumak yerine başınızı dışarı çıkarın ve yıldızlara bakın. İçinizdeki her şeyi kusun. Canınızı sıkan ne varsa. Yıldızlar sizi dinleyecektir. Hiçbir şey kendinizi üzmeye değmez. Bunu sakın unutmayın. Gökyüzü hepimizin. Aynı gökyüzünün altındayız ve hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz günün sonunda.


Çimlerde uzanıyorsunuz. Yıldızları seyrediyorsunuz. O güzel pırıltılarını, sanki size göz kırpıyor gibiler... Kocaman evrende, milyonlarca yıldızın içinde gözünüze çarpan tek bir yıldız oluyor. İçlerinde gördüğünüz en parlak nokta. ' Muhteşem' diyorsunuz sadece. Sanki dinlediğiniz parçayla dans ediyorlar ahenkle. Gülümsüyorsunuz.

Yeniden gözlerinizi kapatıyorsunuz. Huzurlusunuz. Hafif ve ılık bir esinti var etrafınızda. Göz kapaklarınıza, kirpiklerinize, yanaklarınıza, dudaklarınıza, boynunuza, kollarınıza, ellerinize, parmak uçlarınıza ve ruhunuza kadar hissediyorsunuz bu esintiyi. Sanki bedeninizi sarıyor ve sizi bütün kötülüklerden koruyor gibi. Koruma kalkanınız gibi... Hissettiğiniz esintiyle birlikte bütün vücudunuz gevşiyor, huzurun verdiği o rahatlatıcı his bütün sinir uçlarınıza hücum ediyor ve kendinizi dingin hissediyorsunuz.

                                                                        O                                                                                 


Bu parçayı ne zaman dinlesem gözlerimi kapattığım an gökyüzü geliyor gözümün önüne.
Bu parçayı ne zaman dinlesem bütün vücudum ve ruhumla birlikte huzur doluyorum.
Bu parçayı her dinlediğimde beni bütün kötülüklerden koruduğunu hissediyorum.






Mutlu olun.
Dışarı çıkın ve mutlu olun.
Gökyüzüne bakmayı unutmayın.





xoxo,
Lady

23 Ekim 2016 Pazar

Ve Kadın Kusura Bakmadan Gitti






Affet, nefret ettim senden



Artık bazı şeyleri sonlandırma zamanı gelmişti. Bende öyle yaptım.

O kadar yorgunum ki, sürekli bir şey yapmaktan, onun için çabalamaktan, onun gözünün önünde olmaya çalışmaktan, beni fark etmesini sağlamaktan ve daha bir sürü şeyi yapmaktan o kadar yoruldum ki, artık yeter.

Gözünde hiç bir değerinizin olmadığını gördüğünüzde hala onun için uğraşır mıydınız? Ben uğraştım. Umurunda olmadığımı bile bile ağzım açık dilim dışarıda, köpek gibi peşinden koştum yıllardır. Sonra ne oldu, hiçbir şey. Beni görmüyor bile, takmıyor.

Daha önce yazmıştım, gördüğü halde yanıma gelmiyor ama giderken kusura bakma yanına gelemedim diyor demiştim. Bu zamana kadar hiç kusura bakmadım ama bundan sonra bakıyorum ve bazı şeyler değişecek.

Artık görüşmeyeceğim. Tesadüfen karşılaşırsak da, hemen "Bay Hacker!" diye bağırıp onun yanıma gelmesini beklemeyeceğim. Eğer aynı ortamda bulunursak o yokmuş gibi davranacağım. Beni fark etti mi, isterse yanıma gelir. Fark etmedi mi, kendi bilir. Bu zamana kadar çektiğim acının hesabını verecek. Ona benim kadar değer verenini bok bulur. Ağzından çıkan kelimeye bakıyordum ben be, gel dese gelirdim git dese giderdim. Yeter ki o gülsündü, gerisi hiç önemli değildi. Onun gülüşünü görebilmek için neler yaptım. Ama artık dayanamıyorum, çünkü doldum taştım, burama kadar geldi hatta geçti bile. Umurunda olmadığım bir insan için yeteri kadar yılımı heba ettim artık daha fazlasına gerek yok. Benden bu kadar, pes ettim.

Bundan sonra kusura bakmayacağım Bay Hacker, merak etme. Zaten kusura baksam da umurunda değildi biliyorum ama işte söylüyorum yine de öylesine. Köpek gibi seviyordum ben seni ama artık öyle kaptırmayacağım kendimi sana. Aramıza hep bir mesafe koyacağım. Anlayacaksın. Elbet bir gün anlayacaksın.

Seni çok sevdiğimi de anlayacaksın, sana nasıl aşık olduğumu da anlayacaksın, beni ne kadar çok üzdüğünü de anlayacaksın, davranışlarının ne kadar can yakıcı olduğunu da anlayacaksın. Ve umarım Bay Hacker, bütün bunları anladıktan sonra pişman olursun yaptığın ve söylediğin her şey için. Davranışların için. Tabi eğer vicdanın varsa.

Yeteri kadar kendimi üzdüğüme göre bunca yıl, artık kendime çeki düzen verme zamanım geldi.


Devir Bay Hacker'la resmî olma devri!



xoxo,
Lady

18 Ağustos 2016 Perşembe

En şanssız insan benim sanırım. Gerçekten. Gerçekten dünyanın en şanssız insanıyım Çünkü bütün bu yaşananların başka bir açıklaması olamaz. 

Ya tam odaklanıyorum, kafamı karıştıracak hiçbir şey yok diyorum, hop! bir anda çıkıyor işte kafamı karıştıracak şey. Ben böyle bir şey görmedim ya, gerçekten. Bay Hacker'a odaklandım amanda beni özlemiş yeppaaa çok özledim dedi dırıdırıdım diye sevinip bütün duygularımı fikirlerimi her bir şeyimi ona odaklamışken bir anda günlerdir yazmayan çok sevgili Yeeeey bey'in (kendisine bu adı takasım geldi, tabii ki bir anlamı var) yazası tuttu sabahın dört buçuğunda. Hayır zaten sakala zaafım olduğunu bilmeyen kalmadı. Yeey Bey'in onca iğrenç şeyini öğrenmiş olmama rağmen sakalına karşı zaafım var ve kafamı karıştırıyor işte eşşek. Tam ne güzel her şeyi yoluna sokmuştum, nereden çıktın şimdi sen gecenin bir yarısı diyemiyorsun tabi. 

İki seçenek arasında kalmak zor ben hangi taraftayım? Ya tabii ki tarafım belli deli misiniz? Ben ki kaç yılımı verdim Bay Hacker'a, dünkü çocuk için mi kafam karışacak? (karıştı) 

Ya allahcım beni neyle sınıyorsun sen acaba anlamadım ki? Hayır yani neden sürekli iki seçenek? neden sürekli bir o mu bu mu kendin seç tavrı? Neden sürekli beni sınıyorsun anlamadım ki? Karşıma birini çıkar ama başka kimseyi çıkarma bir daha karşıma, sonra ben o kişiye aşık olayım bir daha da hayatım onunla geçsin. Artık çok yoruldum allahçım. Yeter artık çok bunaldım ben. Ben Bay Hacker'ı istiyorum. Eğer Bay Hacker olmayacaksa da adam gibi birini çıkar karşıma bir daha onunla gitsin hayatım. Çıkarıyorsun böyle 'önce şahane tavırlarla büyüleyip sonra defolup giden ve bir boka yaramayan' adamları karşıma sonra da acısını ben yaşıyorum salak gibi. Bir de resmen acı çekiyorum lan boktan insanlar için. Hayatımda sadece iki kişi için çektiğim acıya laf etmedim, biri Kıvırcık'tı diğeri de Bay Hacker. Gerisi boktan ve saçmaydı. 

Yani aslında demek istiyorum ki allahçım, etrafta onca sınanması gereken insan varken neden sürekli beni sınama çabasındasın? Git başkalarını sına. Sen koy benim karşıma adam gibi birini, benim aşık olabileceğim ve bu sefer mümkünse karşımdaki insanında bana aşık olduğu, sonra istediğin kişiyle uğraşmaya devam et, valla gıkımı çıkarmam.

Çok bunaldım allahçım, gerçekten artık çok bunaldım.



Bay Hacker'la olayım ama onunla olamayacaksam da bırak kendi çöplüğümde boğulayım.



Başka türlüsü gelmiyor elimden. 



Lady,
xoxo



26 Temmuz 2016 Salı

Hayatımda her zaman birilerini sevdim. Ama onlar beni sevmediler maalesef. Her şey uzaktayken güzel. Yakına gelince, yüz yüze görüşünce yani, işler biraz değişiyor. Tam böyle düşündüğüm anda biriyle tanışmıştım ama o da bana göre biri değildi maalesef.

Bu zamana kadar hep birilerinin peşinden koşup yalnız kalmıştım. Şimdi diyebilirsiniz, bulmuşsun işte daha ne istiyorsun diye. Ama inanın öyle değildi. Ben benim fikirlerime, görüşlerime saygı duymayan biriyle birlikte olamam. Bu sevgi değil bence, başka bir şey. Bir arayış belki de bilmiyorum.

O yüzden bitti mesela. Sanki hayatıma hiç girmemiş gibi sanki o bir kaç ayı hiç yaşamamışız gibi. Artık o da 'engellediğin kişiler' listesinde. Ve hep orada kalsın mümkünse.

Bu kısa ve öz ilişkimden de bahsettiğime göre asıl konuya gelebilirim bence.

Biliyorum daha çok gencim ve çok da fazla bir şey yaşamadım. Ama erkeklerden hoşlanmaya başladığım andan itibaren ele alırsak konuyu, ben hayatımda hiç böyle hissetmemiştim.

Ben hiçbir zaman birinin gözlerine baktığım anı, tarihi saati dakikasını, kaydetmemiştim. Ben hiçbir zaman kimse için bu kadar delirmemiştim. O kadar garip bir duygu ki, kızıyorum çok sinirleniyorum uzun bir süre onu görmek istemiyorum diyorum kendi kendime. Kendimi de alıştırıyorum bu fikre. Ama ben ne zaman böyle düşünsem mutlaka bir şey oluyor. Bana kendini hatırlatacak bir şey yapıyor. Ve ben ne kadar sinirli olsam da yüzümdeki o aptal gülümsemeyi silip atamıyorum ve her şey başa dönüyor.

Ben, bu adamın ellerini unutamıyorum. Avuç içlerini unutamıyorum. Yüzümü tuttuğu an kalbimin nasıl çarptığını ve heyecandan ne kadar salak hareketler yaptığımı unutamıyorum.

İlk tanıştığımız anı unutamıyorum. Bana doğru kollarını açarak gelişini, sarılmasını, elimden tutup beni götürmesini, göz kırpmasını... Unutamıyorum. Onu aylarca göremediğim zaman çektiğim ızdırabı unutamıyorum. Ve şu anda da çok özlüyorum. Sesini duymak istiyorum. İsmimi sadece onun ağzından duymak istiyorum, onun sesinden. Çünkü onun sesi, dünyada duyduğum en güzel ses. Güçlü, pürüzsüz, kendi gibi muhteşem...

Çok düşünüyorum. Ona verdiğim değerin en ufak bir zerresini bile görmüyorum ondan. Onun etrafı kalabalık, beni fark etmesinin imkanı yok. Onun sorunları daha önemli, benimkilerin dinlenmesine bile gerek yok çünkü iki dakikada halledilebilecek sorunlar. Aşk zaten sorun bile değil ki şu ülkenin haline bak. Ona göre ben böyleyim işte. Özel okulda okuyan derdi tasası basit şeyler olan ama bunları gözünde büyütmeyi seven bir kızım. Ondan yaşça küçüğüm ve o benden daha çok şey bilirken benim yorum yapmak ne haddime? Yorum yapsam bile dinler gibi yapar ama aslında dinlemez çünkü o koskoca bir adam. Onun dertleri var onun işleri var onun sıkıntıları var onun dedikleri önemli onun söyledikleri yapılmalı o ne derse o olmalı.

Bakın şu kadarcık paragrafta en ufak bir değer verme görüyor musunuz? Ben göremiyorum. Yoksa ben mi kör oldum? Ya da ben mi her şeyi bu kadar büyütüyorum gözümde?

Ben onun her hareketini salise salise kaydederken beynime, onun benden bihaber olması beni o kadar üzüyor ki, kalbimi göğsümden çıkarıp klozete atıp sifonu çekseniz yeterli.

Belki de biraz uzaklaşmam lazım her şeyden, herkesten. Ama nereye gidebilirim ki? Nereye gitsem yanımda gelecek biliyorum. Çünkü beynime öyle bir işledi ki, çıkmıyor. Ondan uzaklaşıyorum gittiğim yerde mutsuz oluyorum çünkü onu deli gibi özlüyorum. Ona yakın olsam yine özlüyorum ama bu sefer beni mutsuz eden ona olan özlemim değil gerçekten bana hiç değer vermediğini görmem oluyor...




21 Kasım 2015 saat tam 15.33 ilk kez yüz yüze tanışmamızın üstünden tam 8 ay 5 gün geçmiş. Koskoca 8 ay. O günden sonra 4 Nisan 2016 saat tam 22.03'te saçma sapan yalanlar uydurup sırf bir fotoğrafımız daha olsun diye nasıl çırpınmıştım. Israrla arkadaşının fotoğrafını çekmemi istemişti ve bende ısrarla onun fotoğrafını çekmek istediğimi söylemiştim. Eh sonunda da bizimde birlikte bir fotoğrafımız olurdu değil mi? E oldu da zaten. Şimdi de işte böyle o fotoğraflara bakıp bakıp içerliyorum. Bir daha o anı tekrar yaşayamayacak olmak ama yine de anı sonsuza kadar hatırlamak için fotoğraf çekmek çok acı bir durum değil mi? İnsanın kendi kendine mutsuz etme çabalarından biri bence. Ama yine de yapıyoruz başka şansımız yok. Yanımızda olmasını istediğimiz insanlar yanımızda olmuyorsa, bir fotoğraf karesine bakıp bakıp iç çekiyoruz. Başka ne yapabiliriz ki?

O akşam, 4 Nisan akşamı, ilk defa aynı masada oturup sohbet ettik onunla. Elimi tuttu. Sigara içtik beraber. Bira içtik. O gün kendine iyi bak dedi ben giderken. O an tekrar dönüp ona sarılmak istedim ama yapamadım. İşte bunu demeye çalışıyorum anladınız mı? Hep bir yanım yarım kalacak. Hep söyleyemediklerim içimde kalacak, yapmak isteyip de yapamadıklarım kalbime batacak. Bu sızıdan kurtulmanın bir yolu yok mu?

28 Nisan 2016 saat 17.00 geldi beni görmedi sonra tekrar arkadaşlarının yanına geldiğinde beni gördü ve yanıma geldi. Ben yerimden kalkamadım tökezledim. Sonra kalktığım an yüzümü tuttu yanağımdan öptü ben ona sarılmaya çalıştım ellerim salak salak garip bir şekilde kaldı. Sonra sarıldım ama yani sarılmasam olmazdı değil mi? Ders çalışma bahanesiyle gelmiştim o gün oraya. Ders falan çalışmadım tabii ki, onun gelmesini bekledim. Sonra o geldi, güneş açtı hava güzelleşti her şey muhteşem görünmeye başladı gözüme. O benim güneşimdi sanırım. Belki de bu yüzden ona bu kadar bağlıyım.

Sonra o gün ben giderken, gidiyor musun dedi bana kusura bakma yanına gelemedim, önemli değil dedim. Sonra biraz daha ayaküstü konuştuk. Sonra yanağımı sıktı. Gülümsedi. Dudaklarında kaybediyorum kendimi. Baktıkça kendimden geçiyorum. Keşke hep konuşsa keşke hep gülümsese ve keşke hep bana öyle baksa... Sonra sarıldı bana birden, cansın dedi, o an hissettiklerimi size anlatamam hiç kimseye anlatamam sanırım çünkü onları anlatabileceğim kelimeyi bulamıyorum. Ben bunları düşünürken biraz sessizlik oldu ve, sende, diyebildim sadece ona cevap olarak. Sonra da gittim. Genelde onun yanından ayrılırken arkama bakmıyorum hiç çünkü bakarsam geri dönmekten korkuyorum. Geri dönüp her şeyi belli edip rezil olmaktan korkuyorum. Rezil olmak? Evet bildiğiniz rezil olmak. Adam benim için öyle şeyler düşünmezken benim böyle düşünüyor olmam bence rezil olmam için en iyi neden. Zaten yanında heyecanlandığım için sürekli rezil oluyorum aslında bundan daha kötüsü olamaz bence.

7 Haziran 2016 saat tam 19.05 Bütün gün beraber oturduk sohbet ettik. Kahve yaptım ona. Evde kalmazsın sen dedi. Hayatımda sen olmayacaksan ben çoktan evde kaldım be canım diyemedim tabi. Gönül razı ama dil çaresiz işte ne yapacaksın? O günde bir fotoğrafımız oldu. Onunla çektiğim bütün fotoğrafları tek tek bastırıp bir defterde biriktiriyorum. Bir de duvarıma asıyorum. Geceleri korkuyla uyanıp onu gördüğümde sakinleşiyorum. Bazen bana iyi geldiği de oluyor allah için. Yine o günde çok güzeldi yanımda oturdu, deli gerçekten deli, swarm'dan beni ekledi check-in yapacakmışım bundan sonra oraya her gittiğimde. Tamam yaparım dedim. Yüzümü gülümsetebilen tek varlık bu aralar kendileri, tabi her ne kadar farkında olmasa da.

14 Haziran 2016 saat 19.00 Arkadaşlarıyla önümdeki masada oturuyordu ve yanına beni de çağırdı. Gittim yanına oturdum. Beni tanıştırdı arkadaşlarıyla, ismimi söylediğinde böyle kalbim sanki bir çikolata şelalesine dönüşüyor. Sizde de oluyor mu öyle? O gün de arkadaşları falan sohbet ettik güzeldi. Sonra onlar gitti biz ikimiz kaldık masada. İkimiz konuştuk sonra başkaları geldi falan. Böyle yazınca çok basit tabi, yani tamam alt tarafı sohbet etmek basit evet ama benim için öyle değil. Benim şu an onunla böyle karşılıklı sohbet ediyor olabilmem, istediğim zaman whatsapp'a girip ona mesaj atıyor olabilmem normal değil benim için anladınız mı? Çünkü ben onunla sadece tanışabilme hayalini kuruyordum. Bu çok fazlası çok çok fazlası anlatabiliyor muyum? O yüzden bazen sanki bir rüyadaymışım gibi hissediyorum.

15 Haziran 2016 saat 18.30 beraber tablo asıp mekanın görüntüsünde değişiklikler yaptık ben sipariş falan aldım. E ama bana hep diyor ki ablası da kendisi de burası senin de yerin. O zaman bende sipariş de alırım tablo da asarım di mi?





Ve işte 15 Haziran'dan sonra onu bir daha görmedim. Çünkü ben gittiğimde o yoktu e şimdi de ben yokum orada değilim. Yani tam olarak 41 gündür onu görmüyorum ve ciğerim soldu özlemden.


Şimdi anladınız mı ne demek istediğimi? Bana baktığı anı bile kaydediyorum derken ne demek istediğimi anladınız mı? Ben böyle biri değildim. Beni hayatımda hiç kimse bu kadar delirtmemişti ve ben hiçbir zaman böyle hissetmemiştim.

Biz büyüdükçe düşüncelerimiz de değişiyor. Ve şu anda benim hissettiklerimi hafife alan etrafımdaki insanlar bir gün neyin ne olduğunu görecekler. Buna da adım gibi eminim.


Sahiden iyi mi hayat?


Lady,
xoxo

27 Haziran 2016 Pazartesi

Hani İyi ki Vardım?

Hayatıma şekil vermem gerektiğini hissediyorum bugünlerde. Çünkü çok takıntılı oldum ve fark ettim ki hayatımı Bay Hacker'a göre yönlendiriyorum. Hayatımın merkezinde o var ve her şeyi ona göre planlıyorum. Artık buna bir son vermem lazım.
 
Bay Hacker'ı hayatımdan çıkarmayacağım. Çünkü buna daha hazır değilim ve ayrıca hayatımda olmasını istiyorum şu an. Ama merkezde o olmayacak. Öyle olmak zorunda. Çünkü daha çok gencim ve çok sevdim ama çok da yoruldum. Hayatımı ona göre yaşamaktan yoruldum. Hayat benim ama ben her planımı ona göre yapıyorum. Ona da kızamıyorum çünkü bundan haberi yok. Sadece bu kadar kör olmasına kızıyorum. Bir insanın yaptıklarımdan bir anlam çıkarmaması için aptal olması lazım. Benim Bay Hacker'a olan sevgimi belli etmek için yaptıklarımı dışarıdan bakan biri çok rahat anlayabilir ama Bay Hacker anlamıyor. Aslında bence anlıyor da anlamamazlıktan geliyor. İşte buna sinirleniyorum.

Eğer bir şeylerin farkındaysan çık karşıma de ki, senin bana karşı hissettiklerinin farkındayım. Bu kadar basit yani bu çok zor bir şey değil. Kaç yaşında adam, bunu söylemek bu kadar zor olmamalı. Olumsuzsa da de ki, ben sana karşı öyle bir şey hissetmiyorum. Ona da kabulüm. Yeter ki bir şey söylesin anlatabiliyor muyum? Boşu boşuna çırpınıyormuşum gibi hissetmek o kadar kötü ki anlatamam.

Yani demek istediğim; YORULDUM. O kadar yoruldum ki, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Hiç kimseyle görüşmek istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. 

Vee artık bir karar alma zamanı. Yenilenmem lazım. Ve bazı şeyleri hayatımdan çıkarmam lazım. Gereksiz insanları mesela, hayatımdan çıkarıp atmam lazım. Sonraa, sağlıklı beslenmem lazım. Kilo vermem lazım. Asıl önemlisi de, bundan sonra hayatımı kendi isteklerime göre yönlendireceğim. Çünkü bu hayat benim ve ben yaşıyorum. Bay Hacker'ı hayatımda istiyorum. Onunla olmak istiyorum. Birlikte olalım istiyorum. Ama şu an öyle bir şey olmadığı için ve ne kadar kötü düşünmek istemesem de öyle bir şeyin olmayacağını da bildiğim için, hayatımı kendi isteklerime göre yaşayacağım. Çünkü böyle olmak zorunda. Çünkü çok sevsem de kendimden vazgeçmek istemiyorum ve biraz daha böyle devam edersem kendimden de vazgeçicem. Yani hayatımın hiçbir önemi kalmayacak ve ben sadece onun için yaşayacağım.

İşte buna bir dur demek için, biraz hareketlenmem ve bir şeyler yapmam lazım. Başka türlü olmuyor. Kötüye gidiyorum ve iyileşmem lazım. İyileşmekten başka çarem yok. Çünkü karşımdaki insanın ne yaptığını ne yapmaya çalıştığını kimlerle görüşüp kimlerle görüşmediğini hala o kızla görüşüp görüşmediğini ve ayrılar mı değiller mi bilmiyorum. En önemlisi de net değil, bu yüzden kendimi toplamam lazım. 

Rahat biri olduğunu ve deli tarafının olduğunu söylüyor ama rahat biri değil. Sen rahatım diyorsan istediğin kişiyle birlikte olabilmen lazım. Etraftaki insanların ne dediğini ne düşündüğünü takmaman düşünmemen lazım. Ama inanmıyorum ki ben Bay Hacker o kadar rahat biri değil. 

Düşünüyorum sürekli, mesela biz birlikte olsak olamayız da. Çünkü bir yerden sonra ipler kopar. Çünkü bana değer vermiyor. Bilmiyorum belki de yanlış hissediyorum ama böyle düşünüyorum işte. Yanına gidiyorum tek başıma orada oturuyorum ama bir kere bile yanıma gelmiyor. Tamam arkadaşlarıyla oturuyor tamam beni de arada yanına çağırıyor ama ya bir gelsen bir otursan bir nasılsın desen... Çok bir şey istemiyorum ki. Yanıma oturduğu zaman beni dinlemiyor bile. Benim sorunlarım onun için hiçbir şey değil. Sorun değil onlar, bir çocuğun çocukça zırvalıkları ona göre, adım gibi eminim ki böyle düşünüyor. Çocuk değilim evet çok gencim ona göre ama asla çocuk değilim ve salak da değilim. Karşımdaki insanın düşüncelerini az çok tahmin edebiliyorum. İyiyi doğruyu yanlışı görebiliyorum. Yani ben onun gözünde değersizim. Cansın iyi ki varsın falan diyor ama lafta işte. Ama ben giderken de 'kusura bakma gelemedim yanına' Bu kaçıncı kusura bakmayışım biliyor musunuz? O son kusura bakacaksınız arkadaşlar sakın unutmayın.

Böyle ufak şeylere takılıp bu kadar üzülmeme rağmen hala deli gibi aklımdan çıkaramıyorum bu adamı ya en çok da o koyuyor. 

Yine daldım lafa. Yazının amacını unuttum.

Bakalım uygulayabilecek miyim söylediklerimi?


xoxo,
Lady

23 Haziran 2016 Perşembe

Ben artık gerçekten dayanamıyorum.
Artık kimin gerçekten arkadaşım olduğunu kimin ne çıkarı olduğunu anlamaya çalışmaktan yoruldum.
Şu hayatta değer verdiğim herkesten kazık yedim ve artık yıldım.
Değer veriyorum uğruna yapmadığım şey kalmıyor ama yine trip yiyen ve konuşulmayan kişi ben oluyorum. En sinir olduğum durumsa, şu an gidip sorsanız kendilerini haklı görecekler. Adım gibi eminim. Çünkü kimse karşısındaki insanın haklı olma ihtimaliyle ilgilenmez.
Arkadaşlarımı kaybediyorum tek tek. Düşünüyorum. Diyorum ki bişey mi yapıyorum. Ama yapmıyorum. Onlar için çabalamaktan başka bir şey yapmıyorum. Ama sadece istedikleri bir şeyi yapmadım diye kötü olan ben oluyorum. Konuşulmayan kişi ben oluyorum.
İşte o zaman aslında hiç benim düşündüğüm gibi yakın olmadığımızı görüyorum. Önce üzülüyorum ama sonra üzülmemem gerektiğini anlayıp üzülmüyorum.
Ve gerçekten üzülmüyorum. Çünkü üzülmeye bile değecek biri değillermiş onu görüyorum.
Gelelim Bay Hacker'a. Artık ne düşüneceğimi nasıl davranacağımı karıştırıyorum. Kendimde değilim ve artık çok bunaldım.
Bir güzel davranıp bir umurunda bile değilmişim gibi takılıyor sinir oluyorum.
Buna rağmen hala sürekli beynimin içinde ve ondan başka bir şey düşünemiyorum, buna da sinir oluyorum.
Kararsızlıktan nefret ediyorum ama uzun hem de çok uzun zamandır bu durumdayım ve sinir oluyorum.
Mutlu değilim, mutlu olamıyorum. Kimseyle görüşmek konuşmak istemiyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum.
Depresyona falan mı giriyorum ben yoksa?
Bunalımda mıyım acaba şu an?

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Birini bu kadar çok sevmekten nefret ediyorum. Tam ondan nefret etmeye başlıyorum beni heyecanlandıracak bir şey yapıyor ve bütün sinirim gidiyor. Her seferinde böyle oluyor ama. Her seferinde kendimi ona daha da aşık olmuş bir şekilde buluyorum. Ama aslında canımı o kadar yakıyor ki, anlatamam. Farkında olmadan o kadar kırıyor ki beni, tahmin bile edemezsiniz.

Çok yoruldum artık. Bir şeyleri belli etmeye çalışmaktan ve onun anlamasını beklemekten. Daha doğrusu anlayıp anlamadığını kestirmeye çalışmaktan ve anladıysa bunu neden belli etmediğini düşünüp durmaktan. Ölücem artık o derece yorgunum.

Bazı şeyleri anlamıyorum. Eski sevgiliden ne arkadaş olur ne de başka bir şey. Bence yani. Çok saçma değil mi bir düşünsenize; sürekli görüşüyorsun konuşuyorsun özel şeyler yaşıyorsun. Sonra ayrılıyorsun, bunların hiçbiri yaşanmamış gibi, kastettiğim şey özel olan anılar, arkadaş kalıyorsun. Diğer arkadaşlarınla nasılsan onunla da öyle oluyorsun. Olamazsın ki, bir yerden sonra patlak verir bence. Gitmez yani o arkadaşlık dediğin ilişki.

Ayrılıyorsun bütün resimleri tek tek instagramdan siliyorsun ediyorsun. Bunlar yorucu ve sıkıcı şeyler. Madem arkadaş kalabilmeyi başarabiliyorsun neden o zaman resimleri siliyorsun. İki tane boktan resmi sildin diye geçmişte yaşadıklarını unutuyor musun yoksa? Hayır eğer öyle bir şeyse bende yaparım yani güzel bir şey olur çünkü o. Ama öyle bir şey olmadığına göre, neyin yapmacıklığıdır bu?

Kıskandığımdan falan değil, tamam belki biraz kıskanmış olabilirim, ama yani madem ayrılıyorsun neden hala yok efendim fotoğraf beğenmeler yok fotoğrafta etiketlemeler falan? Ne yapıyorsun acaba, ne anlatmaya çalışıyorsun anlamadım ki? Ha bir de kendisi yetmiyor beyefendinin, bir de ablası çıkıyor. O da gidiyor fotoğrafını beğeniyor kızın. Ne bok bir ilişkiniz var anlamadım ki.

Sinir bozucu oluyor böyle şeyler yapmayın. Yine sinirlendim ve her düşündüğümde de sinirlenmeye devam edicem. Böyle saçma bir şey olmaz. Ablası mesela, çok severim ama kusura bakmasın bu yaptığı saçmalıktan başka bir şey değil. Sen kalk kardeşin kızdan ayrıldıktan sonra kardeşinin fotoğrafını paylaş kıza laf sok fotoğrafın altında da, sonra da kalk git kızın fotoğrafını beğen. Bence gayet güzel bir laf sokma vardı orada, sevgilisinden ayrılmış birinin fotoğrafına "yalnızlık bir tek sana yakışır" yazarsan bence onun anlamı "kızdan ayrıldığın iyi oldu sen böyle iyisin." Kimse kusura bakmasın ama böyle saçma sapan ayrıntılara takılır üstüne de bir güzel kendimi haklı çıkartmasını bilirim. Ki bence burada ben doğruyu söylüyorum. Nedir ya bu çocuk oyuncağı mı? Barıştılarsa o zaman iki fotoğraf atsınlar da öğrenelim bende ona göre bileklerimi dikine mi yoksa yatay mı kesicem onu hesapliyim yani nedir?

Tamam son kısım şakaydı. Hayatımda hiçbir insan için hiçbir iyiliğin değmeyeceğine karar vermiş biri olarak tabii ki bileğimi falan kesmem deli misin? Yapmayın öyle şeyler arkadaşlar deli misiniz? Gidin atın kendinizi köprüden olsun bitsin nedir yani?

Ama gerçekten sinirleniyorum. Ve biliyor musunuz? Bay Hacker'ı sevmeye başladığım günden itibaren öğrendiğim bir şey varsa o da şu ki, asla kimseyi bu kadar sevmeyin ve asla kimseye bu kadar değer vermeyin. Sizin farkınızda olmayan biri için kendinizi heba etmeyin. Sizi görmeyen biri için bu kadar göz yaşı dökmeyin. Sizi fark etmeyen biri için kendinizi bu kadar yıpratmayın. Delirmeyin. Düşünmekten beyninizi yakmayın. Her gördüğüm insanın kafasından duman çıkıyor artık, yapmayın. Kendinizi düşünün. Benim gibi olanlara pek bir şey söyleyemeyeceğim çünkü zaten bize olan olmuş ama daha yolun başında olan varsa diye söylüyorum, kendinizi tutun. Öyle hemen aşık oldum hadi onun için ölümü bile göze alayım moduna girmeyin. Değmiyor çünkü görüyorsunuz. Çok sevseniz de ona bile değmediğini görüyorsunuz ya, bu acıyı neyle tarif etsem zor.

O yüzden siz siz olun sevmeyin arkadaşlar. Sevince başınız göğe ermiyor. Olduğunuz yerde kalıyorsunuz hatta olduğunuz yere çakılıyorsunuz hatta olduğunuz yer sizi içine çekiyor ve boğularak ölüyorsunuz arkadaşlar.

Kendinize bunu yapmayın. Çıkın gezin eğlenin hayatının tadını çıkarın anlık ilişkiler yaşayın. Yıllık yaşamayın. Yıllık ilişkiler pek de bize göre değil, kendimden biliyorum.


anlık anlık en güzeli
hadi bye.

Lady,
xoxo


6 Nisan 2016 Çarşamba




4 Nisan 2016
saat: 20.11


Hayatımda en sevdiğim en değer verdiğim canımdan çok sevdiğim adamı hayatımın aşkını gördüm uzun bir aradan sonra.

Heyecandan, kalbim duracaktı mideme kramp girdi ellerim buz gibi oldu ve ben tabii ki yine nefes almayı unuttum. Ama onu görünce... Ya nasıl anlatılır bilmiyorum ki, başka bir şey bu anladınız mı? O his çok başka bir şey.

Arkamdan seslendiler, etrafa bakmaya başladı sonra beni gördü ayağa kalktı, "allahsız nerdesin sen çok uzun zaman oldu" dedi. evet dedim ne diyebilirdim ki... Çok uzun zaman olmuştu gerçekten. Hayatımda hiç kimseyi bu kadar özlememiştim, hayatımda hiç kimseye bu kadar çok sarılmak istememiştim.

Sarıldım sıkı sıkı. İçime çeke çeke kokusunu. O an dursun istedim her şey. Her şey dursun ve ben sadece onunla kalayım, ona sarılarak kalayım... Ama tabi olmadı. Biz bir masaya geçtik oturduk yanımıza geldi ne içersiniz diye sordu. Ben ona bakmaktan bir şey düşünemiyordum. Arkadaşım bira dedi. İçeriden garsonu çağırdı iki bira dedi. Bütün hareketlerini inceliyordum hafızama iyice kazımak için. Sonra garson geldi, dark istedik. İstemişiz yani, farkında değilim. Sonra birileri geldi onlarla ilgilenmeye gitti. Ben sakinleşmek için arkadaşımla konuşmaya çalışırken "gençler" dedi geldi masamıza oturdu. Kolunu masaya dayadı bir sigara yaktı. Bende sigara çıkardım ve bende kolumu masaya dayadım. O ne yaparsa aynısını yapıyordum. Sigaramı yaktı. Sigara içişine aşık olduğum adam, benim sigaramı yaktı. Birbirimize yakın oturuyorduk, Sesini duymak onun bu kadar yakınında olmak o kadar güzeldi ki... Anlatamam anlatamıyorum. Yazarken bile kalbim sıkışıyor.

Konuştuk, sınavlardan açıldı konu sonra kendisi bir şeyler anlattı güldü. Güldü. Gülüşüne öldüğüm adam, karşımda, gözlerimin içine bakıp güldü. Ölebilirdim o an. Ama ölmedim, tadını çıkarmak için. Sırf onun sesinin o güzel gözlerinin ve muhteşem gülüşünün tadını çıkarabilmek için.

Sonra kalktı masamızdan. Sonra ayakta birileriyle konuştu ama bizim masanın yanında duruyordu. Sigarasını masamızdaki küllükte söndürdü. Çakmağıyla sigarası bizim masada kaldı. Sonra bir ara ortadan kayboldu. Ben yine sakinleşmek için arkadaşımla konuşmaya başladım. Bira içiyorum ama tadını almıyorum. O an ondan başka hiçbir şeyle ilgilenmiyordum. Sonra tekrar geldi, ayrı ayrı oturmayalım bu masaya gelin dedi. Geçtik. Geldi yanımıza oturdu. Karşısında oturuyordum. Konuştuk. İlk defa bu kadar yakındım o kadar mutluydum o kadar huzurluydum ki... ilk gittiğimde içeri girmek istemedim heyecandan midem büzüşünce kendimi kötü hissettim, geri dönüp koşup gitmek istedim. Ama ona sarıldıktan sonra her şey değişti. Yanında oturmak hep onu izlemek istedim.
Sonra bir ara yanına oturdum. Yanına geçmeden önce nereli olduğumuzu falan sormuştu. Ben yanına geçtim, o sırada arkadaşına bir şey söylüyordu. Sonra birden döndü dedi ki "eee xxx'e ne zaman gidiyoruz." ne zaman istersen dedim, ama o sırada arkadaşı bir şey deyince duymadı benim söylediğimi.

Kalktı sonra. Gitti başka yere oturdu. Benim yanıma başkaları oturdu. Konuşma yaptırdılar ona. Alkışladık hepimiz. Sonra arkadaşım sıkılmaya başlayınca biraz daha oturup kalktık. Yanımızdakilerle sarıldık önce. Biz ayaklanınca gördü sanırım bizi, yanımıza geldi. "Gidiyor musunuz" dedi. Evet dedim. Ayaküstü biraz daha konuştuk. Sonra ikinci fotoğrafımızı çekmek istedim birden. Portre ödevimde vardı zaten. Ödevi bahane ettim. "Burada daha fazla ışığın olduğu bir yer var mı" dedim. "Sahnenin orası var işte ne oldu ki?" dedi. "Benim ödevim var portre çekmem gerekiyor da" dedim gülümsedim. Güldü, kimi çekeceksin, dedi. "Seni çekebilir miyim?" dedim. Başta aa olmaz beni çekme bak daha yakışıklılar var falan dedi ama sonra ikna ettim, e iyi gel madem çekelim, dedi. Nereye oturayım diye sordu. Sahne ışığının vurduğu sandalyeyi gösterdim. Oturdu. Nasıl oturayım dedi. Rahat otur istediğin gibi sadece basit bir portre fotoğrafı dedim gülümsedim. Poz verdi, bir kaç tane flaşsız bir kaç tane de flaşlı çektim. Gözleri kötü oldu flaştan, gözlerini kırptı. Özür dilerim gözlerini mahvettim dedim. Güldü. Sonra kalktı. Yanıma geldi. e o zaman beraber de çekelim dedim. Hadi çekelim dedi. İkinci fotoğrafımız da böylelikle canlanmış oldu. Sonra biraz daha konuştuk. Yaşa geldi konu. Ben yirmiyim işte dedim. 20 dedi durdu biraz. Bende 81'liyim biliyorsun değil mi, dedi. Biliyorum ama hiç göstermiyorsun dedim. Evet ama saçlar gidecek yakında dedi. Yaşınızın değerini bilin, güzel zamanlardasınız dedi. Evet dedim ne diyebilirdim ki... Konuyu daha fazla nasıl uzatırım diye çabalıyordum ama daha fazla uzatamadım.

Artık ayrılık vakti gelmişti. Kalbim sıkıştı. Kalbime ağrılar girdi. Yanında kalmak istiyordum. Ama gitmek zorundaydık, gideceğiz diye kalkmıştık bir kere. Son anlarımızdaydık. Teşekkür ederim geldiğiniz için dedi elimi tuttu sıkı sıkı. Önce tam tutamadı elimi, sonra elinin içine yerleştirdim elimi. Daha fazla duramıyordum çünkü elini tutmak yüzüne dokunmak sakallarına dokunmak saçlarını sevmek istiyordum. Ama elimden sadece elini tutmak geliyordu. O bile yeter aslında. Çünkü onunla tanışmadan önce bunların hiçbirini yaşayacağımı düşünemezdim bile.

Sonra ayrıldık oradan. Gece resmimizi koydum internete, cansın, iyi ki varsın dedim. Beğendi fotoğrafı. Ertesi gün "bu arada geldiğin için yeniden teşekkürler ;)" yazdı. Kalbim nasıl çarptı anlatamam. "Güzel geceydi asıl ben teşekkür ederim :)" dedim bende.

Şimdi durup durup bu anları düşünüp mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum.

Çok güzel gündü. Çok özlemiştim yani gerçekten çok özlemiştim.

Ama şimdi daha çok görmek istiyorum. Hep böyle oluyor.

Keşke yeniden görebilsem ve keşke yine sarılabilsem


(Ha bir de bir ara buralara geldiğinde haber ver görüşelim benim telefonum yok bu ara ama haberleşiriz bir şekilde gerçi sık geliyor musunuz buralara bilmiyorum ama, dedi. Ben geliyorum ama rahatsız etmemek için haber vermiyorum dedim. Olur mu öyle şey haberleşiriz, dedi. Tamam haber veririm bir daha ki sefere, dedim. Belki yakın zamanda yine görürüm, ne dersiniz?)



Lady,
xoxo

16 Mart 2016 Çarşamba

Bir kişinin yaptığı iğrençlikler yüzünden, herkese en başta da kendinize olan güveninizi kaybettiğiniz oldu mu?

Benim oldu.

Hayatıma girdiği güne lanet olsun. Bana o gün 'merhaba' diye mesaj attığı güne lanet olsun. Onu böyle önemsediğim için bana lanet olsun. Sırf onu görmek için, 'onun için' kalkıp o boktan ve iğrenç ve hayatta en sevmediğim şehre gittiğim güne lanet olsun. 

Değer vermeyeceksiniz. Hele hele hiç tanımadığınız bir insana hiç değer vermeyeceksiniz. Anlamıyorlar çünkü, olmayan beyinleri basmıyor. 

Şu an böyle yazıyorum, sırf sinirimi atabilmek için. Üzüldüğümden dolayı değil, sinirimden delirdiğim için. 

Biriyle konuşuyorum, buluşmak istiyorum ama bu iğrenç insan yüzünden kendime olan güvenimi de kaybettiğim için, çocukla buluşmaktan korkuyorum. Her şey aynı olacak diye korkuyorum.

Ya bu erkeklerin beyni aynı, ya hepsi bok, ya da aynı kafada olanlar hep aynı cümleleri kullanıyorlar. Ya da kurdukları cümleler fix. Bilemedim. Ama ne zaman bu çocuk bana bir mesaj atsa, "allah kahretsin aynı şeyleri söylüyor" diyorum ve soğuyorum. Soğumak istemiyorum. Uzaklaşmak istemiyorum. Birini tanıma fikrinin beni korkutmasını istemiyorum artık. Her tanıştığım insana onunla yaşadıklarımı yaşatacak mı acaba diye düşünerek yaklaşmak istemiyorum. Yaklaşmak değil daha doğrusu, yaklaşmaktan vazgeçmek istemiyorum.

İnsan gibi yaşamak istiyorum ya, eski halime dönmek istiyorum anladınız mı? Kendime olan güvenim geri gelsin istiyorum.

Ama allahın belası gereksiz bir insan yüzünden kendimi insanlardan soyutluyorum ve bu beni hiç mutlu etmiyor. Allahın salağı yüzünden yalnız kalıcam lan resmen.

Onun kendi gibi boktan hayalleri yüzünden döktüğüm göz yaşlarının hesabını verecek. Bana hesap vermese bile yani ben görmesem, bilmesem bile kendi hayatından çıkacak benim acılarım biliyorum.

Hiç mutlu olmasın istiyorum, o birini çok sevsin ama sevdiği kişi ona öyle bir şey yapsın ki, üzüntüden kalbine sancılar girsin uyuyamasın istiyorum. Ağlasın ulan, deli gibi ağlasın istiyorum. Benim hissettiğim üzüntünün aynısını o da hissetsin istiyorum. Kedinin fareyle oynadığı gibi nasıl oynadıysa benimle, onunla da öyle oynasınlar istiyorum. Kendine olan güveni yok olsun, kimseyle iletişim kuramasın, kurarken hep bir şey onu durduruyormuş gibi hissetsin istiyorum. Mutlu olmasın istiyorum lan. Mutsuzluktan ciğerleri sökülsün erisin bitsin istiyorum. 

Ben ona olmasını istediğim her şeyi yaşadım. Hala kırıntıları kaldı içimde. Güvensizliğim onun eseri, okumuyor burayı biliyorum ama selam olsun. 

Mutlu olmasın. Beni nasıl mutsuzluktan öldürdüyse, kendisi de öyle olsun. 

Kurtulmak istiyorum şu halimden. Bir şans vermek istiyorum konuştuğum kişiye. 

Ama yapamıyorum.

Ömür boyu sev ama hiçbir zaman karşılık alama ve beni üzdüğün kadar üzül e mi E.



Lady,
xoxo

11 Mart 2016 Cuma

Bu aralar bir mutsuz oluyorum bir mutlu.

Çeşitli kararlar alıyorum kendimce ama sonradan hepsinden vazgeçiyorum.



Bazen unutmanız için silmeniz gerekir. Her yerden. Ama en çok da aklınızdan. Eğer aklınızdan çıkaramazsanız, silseniz de bir şey değişmez.

Bay Hacker'ı unutmak istiyorum. Sevgilisinden ayrılmışken hemde. Bu kadar basit işte her şey. Ama yapamıyorum elim o 'takibi bırak'a gitmiyor işte bir türlü. Ya da 'engelle'ye. Çünkü merak ediyorum, çünkü görmek istiyorum. Ne zamandır göremiyorum zaten, sarılamıyorum, bari resimlerini göreyim yazdıklarını göreyim diye düşünüp silemiyorum onu. Halim fena, çok fena. Uyuyunca geçer derler ya hani, benim uyuyunca da geçmiyor. Çünkü rüyamda görüyorum. Görmediğim, düşünmediğim bir an yok. Neden? Bende bilmiyorum. Artık onun hakkında her şeyi biliyorum. Bilmediğim şeyler vardır mutlaka tabi ki ama hemen hemen her şeyini biliyorum. Çok güzel araştırma yaparım. Öyle böyle değil, ölümüne. Dedektiflik bölümü olsa üniversitede, yemin ederim birincilikle bitiririm. Öyle güzel araştırıyorum.

Tabii ki manyak değilim saçmalamayın. En basitinden geçenlerde yaptığım şeyi anlatayım size,  siz de manyak olmadığımı görün. (manyak değilim, psikopat hiç değilim)



Geçenlerde Bay Hacker bir resim paylaştı instagramda. Evinden gözüken bir manzara. Bende gördüm resmi kaydettim. Sonra gittim bu resmi çektiği yere. Sonra dedim, nereden çekmiş olabilir? Sonra oraya gittim buraya gittim o aradan girdim bu sokaktan çıktım o yokuşu indim başka yokuştan çıktım falan derken ta ta ta daaaam! Buldum! Ama bacaklarım pert bir halde, yüzüm gözüm kaymış, kendimde geçmiş bir halde buldum. Ölüyordum neredeyse o derece doladım durdum. Gittiğim yerde biraz sıkıntılı bir yerdi böyle olayların falan olduğu bir yer. Hafiften de tırsmadım değil yani ama olsun dedim o adam için değer. Zaten sonunda da buldum yani.




Yani aslında çok da bişey yapmamışım bende düşününce o kadar da bir şey yapmamışım aslında. Sadece çok yürüdüm o kadar.


Sonuçta adamın evini buldum e bu da bir şeydir.


SEVGİLİSİNDEN AYRILDI. AYRILDI. AYRILDI.

22 Şubat 2016 Pazartesi



Yoldaş, veriyorum elimi sana!
Paradan kıymetli aşkımı veriyorum,
Tanrıdan ya da yasadan önce veriyorum kendimi sana,
Ya sen kendini verecek misin? Çıkacak mısın benimle yola?
Nefes alıp verdikçe hiç ayrılmasak mı yoksa?

                                                            - Walt Whitman



Bu şiiri paylaştım geçenlerde. Herkes aradı sonra, kızım sen ne yapıyorsun adamın anlamasını mı istiyorsun dedi. Halbuki bence bu şiirde pek de bir şey belli olmuyor. Walt abimizin yazdığı güzel bir şiir neticede. Ama benim durumumu bilen herkes arayıp bana aynı şeyleri söyleyince, belki milyon kere okudum şiiri yeniden. Tamam yoldaş diyor, o da bana yoldaş diyor tamam. Ama bence anlamamıştır. Yok yok anlamamıştır. 

Siz tabi anlamadınız tam konuyu. Anlatıyorum hemen. 

Bay Hacker, bana yoldaşım diyor hep. Bu şiirde de yoldaş diye başlayınca bir de işte aşklı meşkli de olunca biraz, bütün arkadaşlarım "Bay Hacker her şeyi anladııııaaa" moduna girdiler. Bay Hacker resmi beğendi. Arkadaşım iyice abarttı ve dedi ki, "çocuk beğenmiş, bence kesin anladı hayırlı olsun canım" 

E yok artık yani, ne hayırlı olsunu? Bu aralar hep düşünüyorum. Acaba biz birlikte olabilir miyiz? Yani birlikte olsak nasıl olurdu, diye. Bence güzel olurdu ama arkadaşlarım pek öyle düşünmüyorlar. Mesela bir arkadaşım dedi ki, 'ben senin onunla birlikte olmanı istemezdim. çok fazla eyleme katılıyor, olayların içinde. bir de yaşı büyük senden' Ya anlıyorum yaşı büyük. Ama aşkın yaşı yoktur diye bir söz var e bu sözü boşuna bulmamış her kim bulduysa.

Ne bileyim ya, artık ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bende şaşırdım. Kime ne desem boş. Kime ne hissetsem boş. Sıkıldım artık. 

Ama Bay Hacker'ın yeri her zaman ayrı bende. Ne olursa olsun kalbimden söküp atamayacağım tek insan. Şimdi diyebilirsiniz bana, bir zamanlar Kıvırcık için aynı şeyleri söylüyordun diye. Evet söylüyordum. Ama şöyle izah edeceğim bunu.

Bay Hacker'a hiç kimseye duymadığım kadar saygı duyuyorum. Çok değer veriyorum. Eğer kaldığım yerde biraz daha rahat olabilsem, istediği zaman hemen kalkar giderim. Ama yaşadığım koşullar pek buna müsait değil şimdilik. Düşüncelerimiz bazen ayrılsa da bazı yerlerde, biliyorum ki onun da saygısı var ve farklı görüşlere her zaman açık. Bunu gördükçe daha çok saygı duyuyorum. Birden olan bir şey değil bu anladınız mı? Yani 3 yıldır tanıdığınız bir insanı hiç görmeden deli gibi merak ediyorsanız, bu sevgidir. Aşık mıyım? Bilmiyorum. Onunla ilgili bir şey olduğunda deli gibi heyecanlanıyorum evet ama bu aşk mı bilmiyorum. Onu görünce kalbim yerinden çıkıyor, deli gibi atıyor, ellerim dizlerim titriyor, heyecandan dilimi yutuyorum sanki konuşamıyorum. Bu aşk mı şimdi? Bilmiyorum. Belki de hoşlantıdır sadece hı, ne dersiniz? 

Ne olduğunu bilmiyorum ama emin olduğum tek şey var, ben Kıvırcık'ta bunların minnacığını hissediyormuşum. Onda yaşadığım heyecanlar, titremeler falan hiçbir şeymiş. Ben bu adamı gördüğümde ölüyorum. Resmen ölüyorum.


Sizce bu aşk mı?



xoxo,
Lady

3 Şubat 2016 Çarşamba





we only said goodbye with words 
i died a hundred times


Kız şarkıyı dinlerken yanan sigarasına baktı, nasıl da yanıyordu kül tablasının içinde hararetli hararetli. Kıpkırmızı ateşi kızı içine çekiyordu sanki. Bir fırt çekti sigarasından. 

Düşünüyordu bu aralar sürekli. Onu düşünüyordu, yaptıklarını düşünüyordu. İşin içinden çıkamıyordu bir türlü. Unutamıyordu. Unutmak zoruna gidiyordu çünkü. Belki de bu kadar önemsememeliydi ama yapamıyordu kız. Şarkıya kulak verdi "i love you much, it's not enough..."

Yaşadığı bu zamanları güzel bir anı olarak hatırlamayı çok isterdi ama insanlar kötüydü ve güzel anıların hepsini yok ediyorlardı. Sinirliydi kız. Hırçındı bu yüzden. Biten sigarasının ardından bir yenisini yaktı. Bu aralar çok sigara içiyorum diye düşündü bir an. Ne önemi vardı ki? Şu hayatta sigaradan daha kötü şeyler vardı. İnsanlar vardı mesela. Sigaradan ölmezdi biliyordu, ama insanların kötülüklerinden ölürdü. İnsanlar öldürecekti kızı, kötü alışkanlıkları değil. 

Bir şarkı ne kadar derine sürükleyebilirse bir insanı, kız da o kadar derine sürüklendi. Amy'yi çok seviyordu. Şarkıyı milyonuncu kez başa sarıyordu. Her seferinde gözündeki yaşları tutamıyordu. "me and my head high and my tears dry..."

Eve ışık girmesini istemiyordu kız. Işıktan korkar olmuştu. Gündüzleri hiç sevmiyordu. Geceler de hep düşünmesine yol açıyordu ama yine de karanlık iyiydi. Gecenin o siyahında kendini daha güvenli hissediyordu. Perdeleri kapalı tutuyordu o yüzden. Işığa tahammülü yoktu. Bir fırt daha çekti sigarasından. 

Hayatta başarıları da olmuştu, başarısızlıkları da. Çok fazla şey görmüş çok üzülmüş çok acı çekmiş ama mutlu olduğu anlar da olmuştu. Her şeye rağmen mutlu olduğu o anlara sıkı sıkı sarılıp kendini bu bataklıktan çıkarmaya çalışıyordu kız. Ama bir şey engel oluyordu ona. Bir şey. Ne olduğunu bilmiyordu. Ne zaman mutlu olmaya çalışsa hep tökezliyordu. 'Bir şey' onun mutlu olmasını engelliyordu. Bu yüzden, kız vazgeçti mutluluğu yakalamaya çalışmaktan. "... and i tread a troubled track, my odds are stacked..."

Yalnızdı ve yalnız kalacaktı. Kimse onu sevmeyecekti. Kimse onu istemeyecekti. Olsundu. O yalnızlığa alışmıştı nasıl olsa. Terk edilmeye, bırakıp gidilmeye alışmıştı. Tek yapmak istediği şey, insanların onu ağlatmasına izin vermeyecekti. Her seferinde aynı şeyi söyleyip hiç yapamamıştı bunu ama artık yeterdi. Bundan sonra hiç kimse için ağlamayacaktı. Kimse için değmezdi çünkü. O sırada aklına manuş baba'nın 'değmez' şarkısı geldi. Güzel şarkıydı. Adamın sesine hastaydı kız. Ne güzel dokunuyordu kalbe. "değmez değmez, güzelim sana değmez" diyordu manuş baba. Kalbi güzel adamlardan biriydi. Keşke öyle adamlar olsaydı hayatımda diye düşündü kız. Ama nerede kötü adam var, onu bulmuştu kız. 

Sonra can'ın şiirinden dizeler geldi aklına, "seni sevmek, yokuş aşağı hızla giden patlak frenli bir arabanın içindeyken çalan şarkıyı sevmekti... hayat 'girme o topa', değmez dedi."

Değmiyordu işte. Herkes bunun farkındaydı ama yine de acıyı çekmişlerdi. Aslında herkes her şeyi biliyordu. Kız da biliyordu elbette. Ama yapamıyordu tıpkı diğer insanların da yapamadığı gibi. Madem değmeyeceğini biliyorlardı, neden o zaman bu kadar acı çekip şarkılara, şiirlere dökmüşlerdi acılarını? Biliyorlardı işte. Her şeyi biliyorlardı. İnsanların ne kadar kötü ne kadar aciz ne kadar iğrenç yaratıklar olduğunu biliyorlardı herkes gibi. Ama bir şey yapamıyorlardı. Kız son kez şarkıyı başa sardı. "he left no time to regret with his same old safe bet..."

Bu son anlarıydı. Artık kendine gelmesi gerekiyordu ve gelecekti de. Sigara ve alkolü bırakmayacaktı ama, bir de köpeğini. Çünkü sırdaşlarıydı onlar kızın. Ve sırdaşlarını yalnız bırakmak alçaklıktı kıza göre.

Sigarası bitmek üzereyken, son bir fırt çekti kız. Şarkının da sonlarına geliyordu artık. Amy, sanki ağlıyormuşçasına şarkıyı söylemeye devam ediyordu. Kız da onunla birlikte ağlıyordu. Son gözyaşlarıydı bunlar. Bir daha akıtmamak üzere kurutacaktı yüzünde gözyaşlarını kız. Kalktı ayağa, yürüdü pencereye doğru. Perdeye dokundu, yumuşacıktı. Daha önce perdeye hiç böyle dokunmamıştı, genelde hırçın bir tavırla çekerdi perdeyi. Halbuki ne kadar da ipek gibi yumuşacıkmış diye düşündü kız. 


"we only said goodbye with words
i died a hundred times
you go back to her
and i go back to black."


Kız birden perdeyi açtı ve ışık odaya süzüldü. Kız artık güneşle barışmıştı. Bundan sonra karanlık yoktu. Hafifçe gülümsedi ve güneş ışığının yüzünde gezinmesine izin verdi. 




xoxo,
lady




27 Ocak 2016 Çarşamba






şarkı

Selam canımlar

Canımın bu aralar sıkkın olması nedeniyle pek yazamadım. Canımın sıkkın olmasını yazılarıma yansıtmayı pek istemesem de elimde değil, bir şekilde rahatlamam gerekiyor ve bende yazarak rahatlıyorum. Ha sanıyor musunuz ki tamamen rahatlıyorum, tabii ki hayır. İçimdeki o boşluk bi geçmedi gitti. Bende sıkıldım artık herkes gibi ama yapacak bir şeyim yok. Öldürmeyen allah öldürmüyor misali, kalbimdeki ağrıyı dindirmeyen allah dindirmiyor.

Bu dönem o kadar iğrenç o kadar rezildi ki anlatamam. Hayatıma soktuğum iğrenç insanlarla birlikte iyice dibe batan o tatlı o güzeel hayatım bok oldu. Boktan insanlar yüzünden benim hayatım bok oldu. İnsanlara güvenemez oldum, kimsenin söylediğine inanamaz oldum. Güvenim kırıldı, kendimden nefret etmeme neden oldular.

Sonra ne mi oldu?

Bırakıp gittiler. Böyle vurdu gol oldu diyorlar ya, hah işte aynen öyle oldu.

Ama bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz? Bazı insanların hayatımıza girmesinin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Yani şöyle ki, mesela kendinizi mutsuz hissettiğiniz anda gelen ani mutluluk yaratacak şeyler gibi. Mesela bir arkadaşından gelen telefon, mesela bir hediye, bir çiçek, bir haber ya da bir kişi...

Aslında tam anlatamadım. Demek istiyorum ki, hayatımıza giren her insanın bir rolü var. Kimileri kısa bir süre giriyor hayatımıza sonra hemen terk edip gidiyor. Bazıları kalıcı oluyor, ne olursa olsun gitmiyorlar. Bazıları hayatımıza giriyorlar ama ne varlar ne yoklar. Belirsizler. Hayatımıza girmesini istemediğimiz insanlar da var ama ne yazık ki hayatımızdalar.

Yani kısacası, evden dışarı kafanı çıkardığın andan itibaren hayatına sürekli birilerini dahil ediyorsun farkında olmadan. Kasadaki kadını, kahve içtiğin kafedeki garsonu, yan masada oturan ve senden bir şey isteyen kişileri, yolda giderken çarpıştığın yanından geçen çocuk vs. vs.

Bir şekilde hayatımıza birileri giriyor. Bu yukarıda bahsettiklerim girdikleri gibi çıkanlar. Kısa ama o an hayatında yer eden kişiler. Bir de hayatına girip seni alt üst edip, duygularınla oynayıp gidenler var. Uzun süre kalmıyorlar ama sana uzun gelecek bir zaman dilimi boyunca sana hoş laflar edip boş laflarla hayatından çıkıyorlar. Böyle insanları sevmiyoruz. Sevmeyin. Beni örnek alın. Hayatınıza sokmayın öyle insanları.

Bir de anne baba vs. var. Onlar zaten hiç gitmez, diyemiyorum tabi ama, ben anne baba olsam gitmem yani. Gitmeyecek gözüyle bakarsak eğer anne baba kardeş dışında bir bağının olmadığı ama gönül bağının olduğu insanlar var ki, işte onları sevin saklayın koruyun besleyin. Çünkü yeri geliyor anne babanız o oluyor. Yeri geliyor huzuru sadece o kişide buluyorsunuz. Yeri geliyor evinizde bulamadığınız rahatlığı, sokakta o soğukta ama onun yanında buluyorsunuz. Yeri geliyor annenizden babanızdan daha değerli oluyor.

Bay Hacker, benim hayatıma giren bir mucize. 3 yıl önce tanıdım iyi ki de tanıdım. Tanışmamız biraz geç olsa da, ona sarıldım ya ölsem de gam yemem. Bunu bütün yazılarımda söyleyebilirim, şimdiden özür dilerim. ÇÜNKÜ BEN O ADAMA SARILDIM. O ADAM BANA SARILDI. O ADAMIN O MİİKEMMEL SAÇLARI YÜZÜME DEĞDİ. ÇÜNKÜ BEN SİGARA İÇİŞİNE BİLE AŞIK OLDUĞUM ADAMIN YANINDA OTURDUM VE ONUN SİGARA İÇİŞİNİ İZLEDİM.

Yani gençler, bunu bütün yazılarımda söyleyeceğim haberiniz olsun. Evet konumuza dönelim.

Kendimi en iğrenç en boktan hissettiğim her anımda Bay Hacker bir şekilde beni mutlu etmeyi başardı. Denendi, onaylandı. Yemin ederim size, ne zaman gözümden yaş aksa, hıçkırmaktan ciğerim solsa, Bay Hacker çıkıyor karşıma. Ya bi bildirim ya bi mesaj ya bi onunla ilgili herhangi bir şey.

Yani aslında anlatmak istediğim, kendinizi kötü hissettiğinizde illa sizin yanınızda, dibinizde olmasına gerek yok bu bahsettiğim hiç gitmeyen kişilerin. Sözleriyle haberleriyle en ufak bir hareketleriyle bile sizi o anki ruhsal bunalımınızdan çekip alabiliyorsa bir nebze de olsa, sevin koruyun kollayın besleyin.

Ben ne zaman kötü hissetsem, kendimi onun yanında bulur oldum. Ha yeri geldi bulamadım onu, yeri geldi buldum sarıldım rahatladım. Ama ona istediğim zaman ulaşabileceğim duygusu beni rahatlatan tek şey oldu. İstesem ararım istesem çağırırım. Gelir dinler konuşur. Gözlerimin içine bakar gülümser böyle yamuk yamuk. Gözleriyle gülen bir adama aşık oldum ben. Sonra sigarasını yakar, karşılıklı sigara içeriz. Ben ağlamaktan pek içemem ama o karşımda beni dinlerken sakin sakin sigarasını içer. Dumanı üfleyişine öldüğümün adamı... Sonra ses tonu... Ses tonu hayattaki en önemli şey arkadaşlar. Bay Hacker sabaha kadar bir şeyler anlatsın, bıkarsam insan değilim. Ses tonuna yandığımın adamı. Çok seviyorum öyle böyle değil.


İşte size böyle hissettiren insanlar varsa, sakın onları kaybetmeyin. Ne olursa olsun yanınızda tutun. Sevin. Dinleyin. Onlardan vazgeçmeyin.

Diğerlerini sallayın zaten onlar hayatınıza sıçıp giden alçaklardan başka bir şey değiller.


Önemli nokta:

SEVİN.
SAKLAYIN.
KORUYUN.
BESLEYİN.


xoxo,
lady